Puan vermedi·114 syf.····Okunma: 06 Temmuz 2024 14:54 “Dışarıda bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyordum ben. Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklardan biriydi. Kaçıklar çoğunluktaydı. Yapayalnız ölsünler, kazananların başına bela olmasınlar diye aileleri tarafından bırakılan yaşlılar da vardı.”
Bu cümlelerle başlıyor Felaketzedeler Evi. Daha ilk cümlelerden sert bir okuma olacağını hissettim ki yanılmadım.
Felaketzedeler Evi diye nitelendirilen yer aslında bir bakımevi. Aklını yitirenlerin, toplumdan dışlanmışların, yaşlıların kaldığı bir yer burası. İnsanın en kötü, en ilkel yanlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor metin. Her an şiddetin, istismarın, tacizin yaşandığı bir bakımevinde akıl sağlığı yerinde olmayanlarla konuşur gibi bir okuma oldu benim için.
Kitabın sonunda Rosales’in yaşamını üzere Martinez’in yazdığı bölüm hem romanı hem de yazarı anlamayı kolaylaştırıyor. 47 yaşında intihar eden Rosales’in Küba’dan Miami’ye uzanan yaşamı, şizofreni tanısı alması, bakımevinde geçirdiği yıllar… bize kitabın ana karakteri William’ın yazarın izlerini taşıdığını gösteriyor.
Yazarın yaşamını da anlatan Feaketzedeler Evi’nden şu alıntıyla bitireyim:
“… Siyasi sürgün değilim. Topyekûn sürgünüm. Başka bir yerde, söz gelimi Brezilya, İspanya, Venezüella ya da İskandinavya’da doğmuş olsaydım oranın sokaklarından, limanlarından ve çayırlarından da kaçıyor olurdum diye düşünüyorum bazen.”