·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ekim 2017 08:36 Ebru Gökdağ'ın Oyuncunun Akıl ve Duygu Çatışması isimli kitabını okuyordum ve kitapta sık sık Diderot'nun bu eserinden alıntılarla karşılaşınca o kitaba ara verdim ve kütüphanede bulunuyor olmanın avantajıyla aldım bu kitabı elime. Dönemin tiyatro anlayışına aykırı ve sert düşüncelet getiren bir kitapla karşılacağımı biliyordum ama bu kitabın oyunculuk sanatını kökten sorgulamama yol açacağını tahmin etmemiştim doğrusu. Yazar, aktörün sahne üzerinde asla rolü "yaşayamayacağını" illa ki durumunun gerçek hayattan farklı olduğunu anlatıyor. Elbette burada haklı. Ve bu eleştiriyi getirmesindeki sebep dönem itibariyle yavaş yavaş doğalcı oyunculuk anlayışının oturmasıyla birlikte işin bokunun da çıkarılmaya başlanması ve sanattaki gerçeklik ile salt gerçekliğin karıştırılması. Eleştiriyi getirmesindeki sebebi de haklı buluyorum. Lâkin anlayamadığım şey yazarın "doğal oyunculuk"a neden savaş açtığı? Elbette aktörler sahnede birebir o role asla bürünemezler ama rolün kişilik durumuna yaklaşmak için ellerinden geleni yapmalarında bence bir sıkıntı yoktur. Diderot'yu kim kızdırdı bu kadar?