Gönderi

İnceleme
Puan vermedi·382 syf.··
2024 19. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2024 16:58
ZAMAN Zamanı sürekli düşündüğümü söyleyemem. Aklıma her geldiğinde ise bende güçlü çağrışımlara sebep oluyor. İnsan kimi durumlarda zamanın yavaş aktığına kimi durumlarda ise hızlı aktığına kanaat getirmiştir. Etrafınızdaki pek çok kimseden duymuşsunuzdur böylesi gözlemleri. Ancak benim zamanla ilişkim böylesi bir çıkarcılıktan uzak. Zaman olmadan mekân anlamını yitiriyor, ruhunu kaybediyor, içi boş bir kabuğa dönüşüyor. Zamansız bir mekân imkânsız. Ancak bu durumu kafamda canlandırdığımda etrafımdaki nesneler soluklaşıyor, renklerini kaybediyor. Onun doğasını tamamıyla anlamak gibi bir cüretkârlık içinde değilim. Ancak onu her düşündüğümde içime bir hüzün çöküyor, bazen tatlı bazen acı. Bunun sebebini irdelemem gerekirse, bunları sadece bir tahmin olarak söylüyorum: zaman yapabileceklerimin ihtimalini çağrıştırıyor, yapamadıklarımın pişmanlığını, iyi anıları hatırıma getiriyor ve onlardan neden daha fazla biriktirmediğimi ya da bir gün bu dünyadan göçüp gideceğimizi.. Ancak zaman büsbütün bir hüzün değil benim için, içinde bir umut da barındırıyor. Bence bu umut benim zamanla olan ilişkimden değil, zamanın anlayamadığım doğasından kaynaklanıyor. İnsanoğlunun zamana hükmetmek için beyhude çabası olmaktan öteye geçmiyor saatler. Zaman hepimize hükmediyor. Biz ise saatler yaparak, saatlerin bize sağladığı imkânlarla günlük hayatımızı düzene koyarak, kendimizi kandırmaktan öteye geçemiyoruz. Ancak ben saatleri yine de seviyorum, bana zamanı çağrıştırdıkları için. Roman zaten ismiyle insanı cezbediyor. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” pek de mühim bir gizli örgütün hikâyesinin anlatıldığı çağrışımını yapıyor. Mühim çünkü saat zamanla alakalı. Yazarın oluşturduğu gerçeklik insanı hemen içine çekmiyor. Kitabın isminin oluşturduğu önyargılarımla, romanın gerçekliğini bağdaştırmaya çalıştım başlarda. Hikâye ilerledikçe zamandan biraz çıkıyoruz, insanlara indirgeniyoruz. Ancak zaman hep bizimle, ürkek bir yoldaş gibi elimizden tutuyor. Ve bu sadece saatin sürekli karşımıza çıkmasından kaynaklanmıyor. İçinde bulunduğun çağın gerçeklerinden soyutlanıyorsun, romanın gerçekliğini deneyimlemeye başlıyorsun. Zaman giderek yavaşlıyor, kitabı okumayı bıraktığımızda ise, üzerinde düşünmek için bir fırsatımız oluyor ve onu daha iyi anlıyoruz. Çünkü zaman en iyi yavaş aktığında anlaşılır. İçeriğe pek fazla değinmek istemiyorum, tadını kaçırmamak için ancak bir romanda bu kadar çok kahkaha attığımı hatırlamıyorum. Ustaca kurgulanmış kara mizah öğeleri kitabın içine serpiştirilmiş. Hayri’nin Doktor ve Psikanaliz Cemiyeti’yle olan etkileşimleri, Doktor’un Psikanaliz hakkındaki görüşleri bunun en güçlü örneği. (Buradan sonrası pek bir "spoiler" içermese de, karakterler hakkında bazı önyargılar içerir.) Aslında kitap baştan aşağı bir kara mizah, zamanın da oyuna alet edildiği. Bu yüzden kitabın içinde doğru düzgün bir karakter yok. Hiçbiri bir katil değil ya da bir haydut, ama hepsi aşırı kusurlu, kötücül ve çıkarcı. İçlerinde en masumu Hayri. Ancak böyle söylememin sebebi Hayri’nin iç dünyasına fazla mı girebilmemizden, onun ahlaki çatışmalarını bütün çıplaklığıyla görebilmemizden mi kaynaklanıyor diye düşünmedim değil. Acaba eşinin, kızının, Doktor’un, Seyid’in ve tabii ki de Halit’in iç dünyasına girince onlara da mı daha anlayışla yaklaşacağım diye de düşündüm. Bunun çok iyimser bir yaklaşım olduğuna karar verdim. Hayri aralarında tek itiraz eden, tek haykıran, ama en sonunda da kuzu kuzu boyun eğen. İçinde yaşadığı çatışmayı eyleme dönüştürebilen tek karakter. Diğerlerinde ise böyle bir çatışma varsa bile o kadar cılız olacak ki gerçeklikte yerini bulamıyor. Hatta ustaca hazırlanmış yalanların paydaşları olmaktan çekinmek bir yana işgüzar bir görev bilinciyle öne atılıyorlar. Aslında bu türlü bir kurgudan, Tanpınar’ın iç dünyasına dair bir çıkarımda bulanabilir miyiz sorusunu akıllara getiriyor. Acaba Tanpınar, içten içe kendini kötülerin, yalancıların, düzenbazların hâkim olduğu bir dünyada tek itiraz eden ama sonunda da insan ilişkileri denen düzenbaz sisteme boyun eğen biri olarak mı görüyor? Bu sorunun cevabını tam olarak bilemesem de: hiçbir kurgu başlı başına hayal ürünü değildir, az biraz da olsa gerçeklikten beslenir. Tanpınar’ın gerçekliği ne denli Hayri’nin gerçekliğiyle örtüşüyor bilmek isterdim. Hayat ve hayattaki konum ve kabiliyet yönünden Tanpınar, Hayri’nin bir hayli önünde. Ancak biraz da olsa, Tanpınar’ın kendini “kötülerin arasındaki iyi” diye gördüğünü tahmin edebiliyorum. İşte böylece, kitabın sonlarına doğru, zamanın hüznü tam olarak silinmese de yerini yalnız bir adamın, Hayri’nin hüznüne bıraktı. Tekrar başa döndüm, Ayarcı’nın cenazesinin anlatıldığı bölümü okudum. Zaman aleyhime işledi bu defa. Hayatta bir konum elde etmek isteyen bir insanın ne kadar alçalabileceğini gördüm. Bitirdiğimde, romanın “üstün” olduğuna karar verdim. “Üstün” bir roman bu diye tekrarladım defalarca. “Üstün”ün anlamını deşmeye uğraşmadım çünkü başlı başına uzun bir deneyimin tek kelimeyle özetlenmesiydi bu. Bu bir eleştiri değil, çağrışımlarının önyargılarının romana yüklenmesi de sadece bir kişisel tercih: ne olursa olsun ben zamanın kendisini düşünmeyi yeğlerim, insanlardan bağımsız. Ancak zaman insanın hatırına sürekli gelmiyor. Günlük hayatın hengamesinde boğulmuş, ya da kendi iç çatışmalarıyla boğuşan bir insanın için masraflı bir meşgale onu hatırlamak. Ancak onun için harcanan her kuruşa değecek bir meşgale. Bana zamanı hatırlattığı için yazara teşekkür ederim.
Edebiyat
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
·
96 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.