·102 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Temmuz 2024 21:00 Küçük bir çocuk olan Hasan’ın hikayesi aslında bu sözde. Ama hikâye o kadar geniş ki, o kadar kapsamlı ki nasıl anlatsam, neresinden başlasam bilemiyorum. Bu kadar az sayfaya Doğu’nun tüm kadınlarının acısını sığdırmayı başarmış Yaşar Kemal. Yazıldığı tarihten bu yana pek bir şeyin değişmediği bilmek ise asıl kahreden gerçek. İçinde bulunduğumuz coğrafya, kaç kadının böyle acısına şahit olmuş ve olmakta, kaç tanesinin adını sanını hiç duymadık bile kim bilir…
-- Spoiler Alert –
Annesi Esme’nin babası tarafından kaçırılması, rızası dışında evlendirilmesi hem de bir avuç paraya satılarak o kadar acı ki. Kaç kadın bu ülkede aile, töre, gelenek adına böyle susuyor, kaç kadının boynuna namus ve bekaret ipliğini bir intihar ipi olarak doluyorlar böyle diye düşünmek o kadar acı o kadar yıpratıcı ki. Esme de bu kadınlardan biri. Tecavüzcüsüyle evlendirilmek zorunda kalmış, susmuş, susturulmuş, içine atmak zorunda kalmış, içinde dolup taşan sevgisini çocuğuna veren ve canı pahasına çocuğunun yanında kalan Esme… Yaşamadan ne kadarını anlayabiliriz bilmiyorum, hiçbir kadının bunları yaşamadığı günler gelecek mi bir gün bilmiyorum, çok umudum yok ama yine de azalmasını ummaktan, susmamaktan başka da yapabileceğimiz hiçbir şey yok.
Köylülerin o fısıltıları, iftiraları, hayallerini gerçekmiş gibi bire bin katarak anlatmaları o kadar korkutucuydu ki. Bir insanın ölümünü aç köpekler gibi bekleyen bir güruh olması o kadar anlamsız ki, bunu anlatamıyorum çünkü anlayamıyorum. “Küçük yerde insanların küçük dertleri olur.” Diye bir söz duymuştum bir yaylada. Çukurova’nın küçük bir kasabasında bulunan bir yerdi burası. Ve orada bu sözün doğruluğuna binlerce kez şahit olmuşumdur. Küçük bir yer olunca, insanlar kendilerini geliştirmek, kendilerine yatırım yapmak, bir kitap okumak, bir film izlemek şöyle dursun o kadar bolca vakitleri olmasına rağmen tüm hayatlarını birbirlerinin dedikodusu üstüne kuruyorlar. O ne yapmış, bu nereye gitmiş, şu ne yemiş, falancanın kızı kiminle nerede görülmüş, bu kimin kızıymış, ailesi kimmiş… Herkes herkesin hayatına burnunu sokuyor ve kimse de durup ya bu kadar boş vaktim varsa neden kendim için bir şey yapmıyorum, neden dinlenmiyorum, neden kendi yaşantıma bakmıyorum demiyor. Tam olarak bu yerlerden birinin yaşantısıydı kitaptaki ve ipliğin birinin boynuna geçtiğini görünce çekilmesi için soluksuz bekleyen, düşene bir tekme daha atmak için kuyrukta bekleyen insan güruhuyla doluydu. Ve tabii ki kendi tabuları doğrultusunda bir kadının cezalandırılmasına kendilerinin karar verebileceğini sanan bu aptal insan güruhu…
Kitabı bir solukta okumak çok zor, kısa olmasına rağmen arada bir nefes almak ve o dünyadan kopmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Buna rağmen bu nasıl bir öykü ve nasıl bir anlatımdır ki Yaşar Kemal gibi bir ustanın yerini ne kadar dolmaz olduğunu gözler önüne sermekte.
İyi okumalar, düşünmeler dilerim.
Kitaplarla kalın.