Mekanikçilikten Erekselliğe Çöküş
10/10
·129 syf.··
2024 21. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2024 19:52
Platon'un kaleme almış olduğu Gorgias eseri, ismini sofist filozof olarak tanıdığımız Gorgias'tan almaktadır. Gorgias, felsefe tarihinde karşımıza sert bir nihilist bakış açısıyla çıkar. Ontolojik ve epistemolojik bakımdan nihilist olan Gorgias; hiçbir şeyin var olmadığı, var olsa dahi bunun bilinemeyeceği, bilinse dahi bir başkasına aktarmanın imkânsız olduğu görüşüyle felsefeyle az çok ilgilenen herkesin kulaklarında yer etmiştir. Bu tezi üç madde altında kısaca şöyle özetleyebiliriz: 1. Hiçbir şey yoktur (Varlık yoktur): Gorgias'a göre, varlık yoktur çünkü eğer varlık olsaydı, ya sonsuz, ya yaratılmış ya da hem sonsuz hem de yaratılmış olmalıydı. Ancak, Gorgias bu üç seçeneğin de mümkün olmadığını öne sürer. Sonsuz bir varlık mantıksızdır çünkü eğer varlık sonsuzsa, o zaman bir başlangıcı ve sonu yoktur ve bu, varlığın tanımına aykırıdır. Yaratılmış bir varlık da mümkün değildir çünkü yaratılmış olan bir şeyin bir yaratıcıya ihtiyacı vardır ve bu yaratıcı da varlığın bir parçası olmalıdır, bu da sonsuz bir regresyona yol açar. 2. Eğer bir şey varsa, bilinemez (Bilinmezdir): Gorgias'a göre, eğer varlık varsa bile, onu bilmek imkansızdır. Çünkü varlık ve bilgi arasında doğrudan bir ilişki kurmak zordur. Duyusal algılar yanıltıcı olabilir ve bu nedenle varlık hakkında kesin bilgi edinmek imkansızdır. Bu nedenle, varlığın ne olduğunu anlamak ya da bilmek mümkün değildir. 3. Eğer varlık bilinebilirse bile, başkalarına aktarılamaz (İletilemezdir): Gorgias, bilginin dil yoluyla başkalarına aktarılmasının da imkansız olduğunu öne sürer. Dil, sembolik ve keyfi bir sistemdir ve kişisel deneyimlere dayanır. Bir kişinin kendi algılarını ve bilgilerini tam olarak bir başkasına iletmesi mümkün değildir. Her birey, dil ve semboller aracılığıyla kendi öznel deneyimlerini ve bilgilerini başkalarına aktarmaya çalışır, ancak bu süreçte kesinlik kaybolur. Bunun haricinde duyu organlarının kusuru ve yanılgıya düşme potansiyeli test edilemez bir şekilde bilginin doğru aktarılmasına engel doğuracaktır. Yukarıda verdiklerim, Gorgias'ın felsefesinin kısa bir incelemesini bizlere sunuyor. Bu felsefenin kitapta geçmemesine karşın vermiş olmamın nedeni ise, şayet Sokrates ve Gorgias bu konuda bir tartışmaya girmiş olsaydı, Sokrates'in bu konularda oldukça yetersiz kalacağını belirtmektir. Bunun yerine büyük bir isim olan Gorgias'ı alıp, kendisinin felsefeyi gereksiz, retoriğin ise nihai amaç olduğu -Platon'un iddiasına göre- görüşünden yola çıkarak Sokrates karşısında ezdirilmektedir. Sokrates'in diyalektiği şahsi görüşümce tam bir safsatadır. Hiçbir şey bilmediğini iddia edip kişinin kendi yorumlarınca gerçeği(!) bulması üzerindeki iddiası aslında konuyla alakasız örnekler vererek lafı uzatma, kişinin kafasını karıştırma ve sinirini bozma üzerine kurulu bir palyaçoluktur. Kitapta da görüldüğü üzere retoriğin konusu araştırılırken birçok meslekten örnek verilir ve hepsinin konusu olduğunu, dolayında retoriğin konusunun ne olduğunu sorar. Sonrasında ise konuyu aşçılıkla bağdaştırıp, aşçılığın da bir tür dalkavukluk olduğunu, çünkü ruh iyiliğine değil de kısa süreli hazlara çalıştığını iddia eder. Burada gördüğümüz, Sokrates'in ıkınarak verdiği derinlemesine çaba; aslında konuyla alakasız örnek sunma ve konuyu basite indirgemeyle kazanmış gibi görünme çabasından başka bir şey değildir. Kitapta sıkça görüldüğü üzere Sokrates'in egosu ve bilgeliği, temiz ruhluluğu üzerindeki eminliği; hiç de hiçbir şey bilmediğini iddia eden bir adam portresi çizmemektedir bize. Dahası, konuşmaya katılan ve sofistlerin itiraz dahi etmesine izin verilmeyen 'ruh iyiliği' kavramı vardır elimizde. Ruh iyiliği, ruh göçü, ruhun bedenden ayrılması ve öbür tarafa gitmesi vs. gibi konular; felsefeye Sokrates etkisiyle girmiş ve birçok felsefecinin ve benim tâbirimle felsefeyi zehirlemişlerdir. Felsefenin Thales'ten bu yana çıkıp yapmaya çalıştığı, mekanik ve neden-sonuç ilkeleri içerisinde bilimsel bir evren tasavvuru sunma mahiyetini, mistik ve erekselci bir zihniyete hapsetmiştir Sokrates. Kendinden başka Platon'u da bu şekilde zehirlemiş, Aristoteles'i de derin bir etkisi altına almıştır. Bunun nihayetinde İslam dünyasını ve Hristiyan dünyasını da avuçlarının içine almışlardır. Polos ve Kallikles ile yapılan tartışmalarda adalet konularına değinir. Bu diyaloglarda da aslında Platon'un ideal devlet teorisinin tohumlarını görürüz. Konunun benim açımdan önemli kısmı ise yine yukarıda değindiklerimizin benzeridir. Haksızlığa uğramanın haksızlık yapmaktan iyi olduğu görüşü üzerinden yürütülen tartışmada yine ruh iyiliğine, ruh dinginliğine ve iç huzur gibi ögelere değinildiğini görüyoruz. Haksızlık yapan kimsenin mutlu olamayacağı, ancak cezalandırılırsa mutlu olacağı, iç huzura ermesi gerektiği gibi görüşler ortaya Sokrates tarafından pek de güçlü olmayan argümanlarla sunulur ve tarafların itiraz etmesi engellenir. Haksızlık edenin mutlu gibi görünmesinin nedeni o kişinin mutluluk hakkında bir şey bilmediğini gösterir ona göre. Ruh dinginliğini sağlamanın yolu dünyevi hazlardan yararlı olanları seçmek, bu konuda bilge olmak -tıpkı Sokrates gibi- ve ölçülü davranmaktan geçiyor ona göre. Peki bu söylevler ne kadar ikna edicidir? Ruh dinginliği gibi bir konunun felsefi derinliği nerededir? Bunlar düşündürücü sorulardır. Kallikles ile yapılan doğal adalet ve toplumsal adalet üzerine tartışmalarda, doğanın bize sunmuş olduğu güçlünün zayıfı yediği adaleti savunan Kallikles'e karşı toplumsal yaşamın, yasalara ve kurallara göre yaşamın adaletini savunur Sokrates. Bunu ise her şeyin düzen ile mutlu olduğu, tıpkı ruhun düzenli olması gerektiği gibi toplumun da düzenli olması gerektiğini savunur. Sokrates'in burada düştüğü temel yanılgı ise, doğadaki işleyişin düzensiz olduğu kanısıdır. Günümüzde dahi insan yaşamına ve şehirsel kaosumuza baktığımızda insan kanunlarına mı düzenli dersiniz, yoksa hayvanların iç içe yaşadığı doğa kanunlarına mı? Yorum okuyucuya aittir. Aslında vereceğiniz cevap, tartışmanın mahiyeti açısından bir şeyi de değiştirmez. Çünkü hangisinin doğal olan, hangisinin ise sentetik olan olduğunu günümüzde hepimiz biliyoruz. Ancak Sokrates ve dolayında Aristoteles'e göre: "İnsan toplumsal bir hayvandır." söyleviyle, aslında yasaların ve devletin; insanın 'doğal durumu' olduğu görüşü lanse edilmektedir. Neyse ki bu görüşler Rousseau ve Hobbes gibi isimler tarafından yerle bir edilecektir. Orman kanunlarının nihai gerçek olduğu, güçlünün hakkının kâdir olduğu görüşü Nietzsche tarafından derinlemesine analiz edilecek ve Sokrates'in çirkinliğine bir Nietzsche darbesi kaçınılmaz olarak vurulacaktır. Tarihin ve semavi felsefelerin şişirdiği Sokrates balonu ise günden güne sönmeye devam edecektir.
Felsefe
GorgiasPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,880 okunma
·
186 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.