Erdemin Neliği Üzerine
10/10
·120 syf.··
2024 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2024 00:00
Protagoras’ın Erdemin Öğretilebilir Olduğu Üzerine Sokrates’e Karşı Savunusu Protagoras'ın, erdem ve siyaset sanatının öğretilebilirliği üzerine Sokrates'e sunduğu argümanlar, mitolojik bir anlatıyla başlar ve insanın doğası ile toplumsal düzenin kurulması sürecini detaylandırır. Başlangıçta tanrılar tarafından yaratılan ölümlü canlıların yetilerle donatılması görevi Epimetheus'a verilir, ancak Epimetheus tüm yetileri hayvanlara dağıttığında insanlara hiçbir şey kalmaz. Prometheus, insanları savunmasız bulduğunda onlara Athena ile Hephaistos'tan teknik bilgi ve ateşi çalarak verir, ancak siyaset sanatını ve adaleti sunamaz. İnsanlar teknik bilgi sayesinde hayatta kalmayı öğrenir, ancak vahşi hayvanlarla ve birbirleriyle başa çıkmakta zorlanırlar. Bu durum, Zeus'un Hermes'i göndererek insanlara adalet ve karşılıklı saygıyı dağıtmasıyla değişir. Zeus, bu erdemlerin herkes tarafından paylaşılmasını emreder; aksi takdirde kentlerin var olamayacağını belirtir. Protagoras, Sokrates'e bu hikâyeyle, erdemin öğretilebilir olduğunu ve toplumun bu şekilde düzenlenmesi gerektiğini gösterir. Ardından, Sokrates'in erdemin öğretilebilirliği konusunda şaşırmasına değinir ve insanların doğal özellikleri yüzünden kimseye kızılmadığını, ancak eğitimle kazanılabilir erdemlere sahip olunmadığında kızgınlık ve ceza verildiğini açıklar. Hata yapanların cezalandırılması, erdemin öğretilebilir olduğuna dair bir inancı yansıtır, çünkü ceza, hataların tekrarlanmasını önlemek için verilir. Protagoras, Sokrates'e, Atinalıların erdemin öğretilmesi gerektiğine ve herkesin adalet duygusuna ve siyaset erdemine sahip olması gerektiğine inandığını savunur. Adaletin ve sağduyunun insanlar arasında yaygın olduğunu, aksi takdirde toplumların var olamayacağını belirtir. Erdemin öğretilebilirliğine dair bir başka argüman olarak, ebeveynlerin çocuklarına teknik becerileri öğretirken, onları ahlaki ve erdemli bireyler olmaları için de eğittiklerini vurgular. Çocuklar, erken yaşlardan itibaren doğru ve yanlış hakkında bilgilendirilir, şiirler ve müzik aracılığıyla erdemli davranışlara teşvik edilir ve beden eğitimi yoluyla fiziksel ve zihinsel sağlığı desteklenir. Protagoras, kentin yasalarla düzenlenmiş bir toplumda yaşamaya zorladığını ve yasaların dışına çıkanların cezalandırıldığını, bu süreçlerin erdemin öğretilebilir olduğuna inancı pekiştirdiğini ifade eder. Erdemli insanların çocuklarının neden her zaman erdemli olmadıklarına dair Sokrates'in sorusunu da açıklamaya çalışır. Bir kentin var olabilmesi için herkesin adalet ve sağduyu gibi temel erdemlere sahip olması gerektiğini belirtir ve bu erdemlerin herkes tarafından paylaşıldığını vurgular. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarına bu erdemleri öğretmediği iddiasının mantıksız olduğunu savunur. Çocuklar, erken yaşlardan itibaren bu erdemleri öğrenirler ve toplum içinde yetişkin olduklarında da yasalarla bu davranışlara uyum sağlamaya devam ederler. Son olarak, Protagoras, erdemin doğuştan gelen bir yetenek olmadığını, aksine öğretilebilir ve geliştirilebilir bir özellik olduğunu kanıtlamak için, iyi babaların çocuklarının neden bazen kötü olduğunu açıklar. Bu durumu, aulos çalma sanatında yetenekli birinin çocuğunun her zaman yetenekli olmamasıyla kıyaslar. Toplumda erdem öğretme konusunda herkesin çaba sarf ettiğini ve bu nedenle erdemin öğretilebilir olduğunu belirtir. Erdemin öğretilmesi için çaba gösteren herkesin bu konuda bir katkı sunduğunu ve bu çabaların takdir edilmesi gerektiğini ifade eder. Protagoras, kendisinin de bu öğretme sürecine katkıda bulunduğunu ve aldığı ücretin karşılığını hak ettiğini savunur. Protagoras, Sokrates'e erdemin öğretilebilir olduğunu, toplumun bu inanç üzerine kurulu olduğunu ve herkesin bu erdemleri öğrenmek ve öğretmek için çaba gösterdiğini gösterir. Sokrates’in Karşı Argümanı Protagoras ve Sokrates arasındaki diyalogda, Protagoras, erdemin öğretilmesi ve siyaset sanatının doğası hakkında düşüncelerini açıklarken, Sokrates bu argümanları sorgulayıcı bir üslupla ele alır. Protagoras, erdemin birden fazla şey olduğunu ve adalet, sağduyu, kutsal olana saygı gibi kavramların bu bütünün parçaları olduğunu belirtir. Ancak Sokrates, erdemin parçalarının birbirinden bağımsız ve farklı yetilere sahip olup olmadığını sorgular. Protagoras, erdemin parçalarının yüzün parçaları gibi olduğunu, yani her birinin farklı özellikler taşıdığını savunur. Bu noktada Sokrates, adaletin belirli bir şey olup olmadığını, kutsallığın adil olup olmadığını ve bu iki kavramın birbiriyle olan ilişkisini sorgular. Protagoras, adalet ve kutsallığın belirli şeyler olduğunu ve birbirlerine benzemediklerini belirtir, ancak Sokrates bu düşünceye karşı çıkarak adaletin kutsal, kutsallığın da adil olduğunu savunur. Tartışma derinleştikçe, Sokrates erdemin parçalarının birbirleriyle çelişip çelişmediğini, bilgelik ve sağduyunun aynı şey olup olmadığını ve erdemin her bir parçasının diğerlerinden farklı yetilere sahip olup olmadığını sorgular. Protagoras, erdemin parçalarının farklı olduğunu kabul ederken, Sokrates bu parçaların birbirleriyle nasıl uyumlu olabileceğini anlamaya çalışır. Diyalog ilerledikçe, Sokrates Protagoras'ı, bilgelik ve sağduyunun tek bir şey olup olamayacağını ve erdemin öğretilebilirliğini sorgulamaya devam eder. Protagoras, bilgeliğin ve sağduyunun erdemin en büyük parçaları olduğunu kabul eder, ancak Sokrates, bu parçaların birbirinden tamamen farklı olup olmadığını ve erdemin tek bir bütün olarak öğretilebilir olup olmadığını sorgular. Sonuç olarak, Sokrates, Protagoras'ın erdemin öğretilebilirliği konusundaki argümanlarını mantıksal tutarlılık açısından inceleyerek, erdemin parçalarının birbirinden bağımsız olup olmadığını ve bu parçaların nasıl bir bütün oluşturduğunu sorgular. Bu diyalog, Sokrates'in sorgulayıcı yaklaşımıyla, erdemin doğası ve öğretilebilirliği konusundaki felsefi tartışmaları derinleştirir ve erdemin öğretilmesi ve siyasi erdemlerin doğası üzerine düşünmeyi teşvik eder. Protagoras’ın bir diğer iddiası ise cesaretin diğer erdemlerden farklı olduğunu ve bir bütünü olmak zorunda olmadığını savunmasıdır. Ona göre cesur kimse aynı zamanda kötü ya da bilgisiz birisi olabilir, keza cesur olmak için iyilik veya bilgi gibi niteliklere ihtiyaç olmadığını savunur. Bunun üzerine Sokrates ise insanın asla isteyerek kötüye yönelmeyeceği görüşünden yola çıkar. İnsan olarak bize haz veren ve mutlu eden şeylere yönelmeyi tercih ederiz. Kısa vadede haz veren fakat uzun vadede acı veren (sigara gibi) veya kısa vadede acı veren ama uzun vadede haz mutluluk veren (ameliyat gibi) şeylerin ölçüsünü bilmek için de ölçülülük konusunda bilge olmamız gerektiği noktasına değinir. Yani, aslında hazlar ve acıların kefesini tartabilmek için de bilgelik erdeminden pay almak gerekir. Bunun üzerine Sokrates, Cesur insanların nasıl insanlar olduğunu sorgular. Korkunç şeyleri yapmaya cesaret edenler derler. Sokrates ise korkaklar bu korkunç şeyleri neden yapmaz der. Korktukları için cevabını alır. Sonrasında Sokrates, insanın bir işi yapmasının ve yapacağı işin niteliğini bilmesinin dolayında o işe karşı daha özgüvenli yaklaşıp yaklaşmayacağını sorgular, aldığı cevap olumlu olur. Buna göre, korkaklar yapacakları eylemin neliğini bilmedikleri için korkmaktadırlar. Cesurlar ise korkunç şeyler yapmazlar, insanların bilmediği bazı şeyleri bildikleri için o eyleme girişirler. Yani, cesur olmak için bilge olmak gerekmektedir. Sokrates’in daha önce bağladığı gibi de bilge olmak; adil olmak, kutsal olana saygı duymak ve cesur olmakla aynı şey ise cesur insan iyi de olmalıdır, bilge de olmalıdır.
Felsefe
ProtagorasPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022873 okunma
·
216 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.