“Gotik edebiyatının bilimsel ilk başyapıtı sayılan Frankenstein eseri günümüzde yediden yetmişe herkesin bildiği bir eserdir. Fakat bu eser hakkında bildiklerimizle bilmediklerimiz eşdeğerdir. Mesela Frankenstein aslında yaratılan canavar değil, yaratıcısının ta kendisidir. Günümüz dünyasında Frankenstein’ın neden yaratılan canavar olarak nitelendirildiğini açıklamak isterim. Doktor Frankenstein canavarını hırsının ve kibrinin kurbanı olarak yaratır fakat yarattığı bu canavardan tiksinti ve iğrençlik duygusuyla kaçacaktır. Canavar daha sonrasında insanların yaratıcısının, yarattığı canlıları sevdiğini ve onları yalnız bırakmadığını öğrenir. Fakat kendisi için bu durum aksidir hatta kitapta da çok sorgulandığı üzere kendisi için ölümden sonraki hayatın ve bu dünyadaki amacın ne olduğunu bilemez. Bu durum onun tüm iyi ve saf duygularını öldürür ve onu acımasız bir katile dönüştürür. Aslında günümüzde çoğu insanın bir Frankenstein olduğunu düşünüyorum. Yaratıcısının varlığını bilemeyen, onu kavrayamayan ve bu yüzden kötülüğün pençesine düşen ve gerçek bir canavara dönüşen bir Frankenstein. Canavarın ismini yaratıcısından alma sebebi de yaratıcısının inançsız ve hırs kurbanı oluşudur. Tabii ki bu bilimi kötülemiyor aksine hırs ve kibir duygusuyla kullanılan bilimin korkunç bedelleri olduğunu anlatıyor. Günümüz dünyasında bunun örneklerini çok fazla görüyoruz. Bilimin insanlığın faydasına üretilen çoğu şeyi aksine insanların aleyhine kullanılıyor. Doktor Frankenstein kitabın sonunda bu durumu anlayıp açıklayarak arkadaşına asla bunu yapmamasını, bilimin kibir ve hırs duygularından arınması gerektiğini yoksa kendisi gibi acınacak ve sefil bir durumda olabileceğini söylüyor. Ben bu kitapla yaratıcımla aramdaki çoğu karmaşık durumu daha iyi anlamış olduğumu düşünüyorum. Ve aslında gotik bir edebiyatın başyapıtı olsa da bu kitabın sadece bununla sınırlı kalmayıp felsefe ve bilim ilişkisini varoluşumuz üzerinde değerlendirmesi sebebiyle harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Herkesin okuması dileğiyle.”