Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 14 Temmuz 2024 01:34 Çok uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı bu. Sahaflarda, kütüphanede bulamadığım için en sonunda kırtasiyeden aldım. Ön sözü okurken spoiler yedim diye düşündüm ama kitabı okuyunca yanlış düşündüğümü anladım. Forddan sonra 632 yılında geçen kitabın başında kuluçka ve şartlandırma merkezinde müdürün öğrencilere orayı tanıtmasıyla ve şişelerdeki embriyoların nasıl şartlandırıldığını, yetişkin oluncaya kadar nasıl büyütüldüğümü anlatmasıyla cesur yeni dünyayı tanımaya başlıyoruz ve ve bu ütopyanın bize sunacağı hikayeleri merak ediyoruz. Sloganı "Cemaat, Özdeşlik ve İstikrar" olan dünya devletinde insanlar şişelerde uykuda öğrenme teknikleriyle kast sistemine göre epsilon, delta, gama, beta, alfa olarak sınıflandırıyor. Epsilonlar köle olarak, fabrikalarda çalışmak için ve yapacakları işi sevmek için şartlandırılmış en alt sınıf; alfalar ise sorumluluk sahibi, daha zeki ve entelektüel olan en üst sınıftır. Toplumun istikrarı için bu sınıflar gereklidir ve kimse başka bir sınıf olmayı istemeyecek şekilde şartlandırılır. Bahsettiğim gibi cesur yeni dünyada bebekler doğmaz, şişelerde oluşturulur. Aile kurmak, anne baba kavramları, eş, sevgili gibi ilişkiler yoktur ve hatta müstehcen kabul edilir. Herkes istediğiyle beraber olur. "Herkes herkes içindir." Cesur yeni dünyada mutsuzluk yoktur. Mutsuzluğa karşı soma adında bir hap alırlar ve soma tatiline çıkarlar. İnsanlar asla birey olamaz, yalnız ve özgür olamazlar. En önemlisi tanrı ve din kavramları kimse tarafından bilinmez ve bunu karşılayacak Ford vardır. Ford adına bayramlar insanların bir araya geldiği bayramlar düzenlerler, ilahiler okurlar. Dini ritüellerin yerini ford alır. Topluma aykırı ve bireyselliğini bulmuş olanlar ise adalara sürülür.
Uygarlıktan uzakta bulunan vahşi ayrıbölgeler olarak bilinen bölgeler vardır ve bu bölgeler uygarlaştırmaya değmeyeceği düşünüldüğü için kızılderili yerlilerin dünya devletinden ve uygarlıktan tamamen bağımsız, kendi kültürlerini yaşadıkları ve evlenip üreyebildikleri yerlerdir. Olaylar iki karakterimizin bu bölgeleri ziyaret etmesi ve vahşilerle tanışmasıyla devam ediyor.
Aldous Huxley kitabın her cümlesinde alıntılar ve göndermeler yapmış. Karakterlerin isimleri, kurdukları cümleler ve en önemlisi Shakespeareden çok alıntı var.
Okurken bazı yerleri abartı veya absürt bulduğum oldu fakat kitabın sonunda yanıldığıma kanaat getirdim. Bence kitap bir bütün halinde çok felsefi ve unutulmaz bir eser. Zaten Aldous Huxleyin önsözünde de belirttiği gibi kitapta düzenlemeye girişseydi bambaşka bir kitaba dönüşürdü. En sonunda ise kendimize şu soruyu sorduğumuzda: Hangisi daha iyi bir seçenek? Ailenin, bireyselliğin, özgürlüğün olmadığı ve herkesin mutluluğa mahkum olduğu dünya devleti mi; yoksa hâla eski dinlere inanan, tanrılara kurban veren, işkencenin ve ayrımcılığın olduğu pislik içinde, uygarlık dışı ama ailelerin, anne babaların ve çocuklarının olduğu bu ilkel toplumlar mı?
İkisi de birbirinden kötü.
Biraz özensiz yazdığımın farkındayım ve eksikler var ama zamanım olursa düzelteceğim. Kitabı kesinlikle beğendim ve öneriyorum dediğim gibi imalar ve göndermeler çok fazla o yüzden kaçırdığım yerler de olabilir ayrıca fazla cinsellik var bunu da belirtmiş olayım.