·510 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Temmuz 2024 08:09 Mükemmel bir alim , filozof , din adamı ve suikastçı. Dünya üzerindeki tüm savaşçılar , alimler , dervişler , din adamları , ilim insanları doğudan çıkarken ve şark tarihe yön verirken batının bunu sadece yorumlayabilecek marifette kalıp , dünyayı Garp tan ibaret sanması acınası . Kitaba gelirsek yüzde yüz tarihi bilgilerle eşleşmiyor fakat bazı bilgiler gercekten de etkileyici bir sekilde doğru , aynı zamanda kitabın son sözündeki analizde yazarın yaşadığı dönemin ( nazi dönemi)sorunlarını da tasvir ederken Hasan Sabbah’ın totaliter rejimini göstererek yazarın Hitleri tasavvuru ve kendi döneminin zorlu koşullarına da bir eleştiri sunduğunu belirtmiş. Seyduna’ya gelince , kendisine seneler boyunca ustaca işlediği bir alem yaratmış ve bu aleme hem kurban hem zanlı olarak fedaileri ve cennet kızı kölelerini toplamış. Dahice işlenmiş bir misyonerlik söz konusu ve günümüzdeki Ortadoğu asıllı çoğu terör örgütü gruplarının hala kendisinin yarattigi bu alemden etkilendiği çok açık. En sevdiğim kısmı Omer hayyam ile olan anisini anlatırken (Amin Maalouf un Semerkant kitabından , Ömer hayyam ı ziyarete gittiğinde onunla kalması ve onu da Alamut’ a davet ettiği ) her iki kitapta da anının farklı kişiler tarafından aynı anlatıldığı ve her iki tarafında o anı kendi tarafından yorumlayışı oldu. İnceden bir hatırlatıp , gülümsetti. İçimde en çok yer eden tarafıysa inanmak üzerine edilen sohbetler oldu . En son İbni Tahir ile alemle gerçeklik arasındaki perdenin kalktığı o sohbette hiç sorgulanmamış , çiğ bir inanışın insan üzerinde ne derece çaresizce etkisi olan bir eylem olduğunu düşündürttü . Yine de bana göre insan inanmaya muhtaç bir varlıktır . En azından neye ve kime inandığımızı seçebileceğimiz bu idrak kabiliyetini kullanabilmemiz dileğiyle . İyi okumalar:)