Puan vermedi·144 syf.····Okunma: 13 Temmuz 2024 00:43 Tam üç yıldır hiçbir kitap için inceleme yazmadım ve tek bir karalamaya bile yeltenmedim. Peki bugün gecenin bu saatinde beni dar kapıya dair yazmaya iten şey nedir? Yıllar önce tek bir sayfa bile okumaktan aciz olduğum vakitlerde oturduğum bir mekanda menü diye önüme pastoral senfoni'yi koyduklarında nasıl afalladıysam yine aynı şekilde zihnim afallıyor ve içim yazma arzusu ile dolup taşıyor.
Kitabın girişinde tanımaya başladığımız baş karakterimiz Jerome aslında bize hiç de yabancı gelmiyor. Erken yaşta babasını keybetmesi ve kuzeni Alissa'ya duyduğu aşk ile akıllara Andre Gide'nin ta kendisini getiriyor dersem hiç de yanılmış olmam çünkü bu ikili arasındaki umutsuz aşk Gide'nin kuzeni Madeleine ile ilişkilerinden derin izler taşıyor.
Eser İsa'nın dikkat çekici şu sözleriyle başlıyor:
"Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır."
İsa'nın bu öğüdü kiliseye vaaz dinlemeye gittikleri gün genç Jerome ve Alissa'yı derinden etkiler. Jerome bu sözleri sürekli Alissa'ya duyduğu aşk ile bütünleştirir. Ona göre dar kapı Alissa'dır. Ona ulaşmak çaba gerektirir.
Alissa'ya duyduğu tutku ve bağ o kadar derinleşir ki annesinin ölümünde bile derin bir acı duymadığını itiraf eder çünkü bilir ki bu ölüm ikisini daha da yakınlaştıracaktır. Andre Gide eserlerinde okumaktan en zevk aldığım şey kesinlikle karakterlerin anlatımı özellikle kadınları saatlerce okuyabilirim bana göre bu kadınlar dünyaya ait değiller ve büyülü bir yanları var. Alissa da öyle bir karakter benim için bu nedenle onun erken ölümünü kitabın başında sezinlemiştim. Jerome gibi sürekli dilimizde olan kişi ne kadar Alissa olsa da aslında onun kadar önemli olan bir kişi daha vardır ki bu kardeşi Juliette'dir. Sürekli bu iki kardeşin karşılaştırılmasına denk geliyoruz. En başta Jerome onların güzelliğini karşılaştırıyor hatta onun daha güzel olduğunu itiraf ediyor. Alissa ile nişanlanma planı içinde olurken teyzesinin onun Juliet ile adım atacağını düşünmesi ve sık sık ondan bahsettiğini görüyoruz ve en sonunda onun dilinden duyuyoruz ki ablası da ikisinin evlenmesini istiyordur çünkü Juliet'in Jeromi'ye duyguları olduğunu öğrenmiştir. Burada başkasının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurulamayağı vurgusu yapılıyor ve aynısı aslında pastoral senfonide de günah kavramı olarak karşımıza çıkıyor. Juliet mutlu olmadan nişanlılık konusu açılmıyor hatta tüm mektuplarının ana konusu hâline geliyor. Bir bölümde Jerome Juliet'in şiire yatkınlığını bilgi birikimini görünce şaşırıyor bu şaşkınlık arkadaşının kızı fark etmedikleri için onları suçlamasıyla daha da artıyor. Bu noktada görüyoruz ki Juliet aslında Alissa ve Jeromi ile birçok konuda benzerlik içinde. Akıllara şu soru gelmiyor değil Jerome neden ona aşık olmadı? Aslında kitap bu soruyu ara ara sorduruyor bize ve düşündürüyor sanki hikayede asıl yanında olması gereken kişi julietmiş gibi ondan bahsediliyor sürekli. Jerome Alissa'nın sevdiği kişiliğinden ve şeylerden uzaklaştığını fark edince odasında gördüğü değişimden dolayı yaşadığı hayal kırıklığıyla birlikte acaba bu aşk yanılsama mı diye bizi kuşku içinde bıraksa da öykünün devamında küçümsediği bu korkunç değişimlere rağmen yine onu sevmeye devam etmesi neyi gösteriyor bizlere? Aynı özellikler kardeşinde varken... Ve kitabın sonunda bile onun güzelliğini dile getirirken belki yer yer kıskandığını bize hissettirken? Demek ki Aşk bu benzerlikten doğmuyor. Alissa'ya duyduğu aşk ortak özelliklerinden benzerliklerinden doğma bir şey değil ve Juliet tam olarak da bize bunu gösteriyor.
Aşk benzerliklerimizden öte bir şey.
(Jeromi'nin oda tasviri ise fazlasıyla etkileyici çünkü anlattığı oda aslında Alissa'nın ruhudur. Tanıştığım insanların özellikle yaşadıkları alan ilgimi çekmiştir hep çünkü benim gözümde bir ev tasviri o kişinin ruhunun bir yüze bürünmesi bir biçim almasıdır.) Yeniden öyküye dönecek olursak Bu ikili birlikte erdem ile ilahi aşka ulaşma çabaları içindeyken sürekli Alissa'nın şüphelerini, aslında bunun mümkün olmayacağını anlatmaya çalıştığını biz görsek de Jeromi hiçbir şekilde bunu fark edemez çünkü onun için dar kapı Alissa'dır ve Alissa'nın dar kapısı Tanrıdır. Sürekli gel gitleri ve yanyana olduklarındaki iletişimsizlikleri bir süre sonra boğucu bir hava yaratıyor. Kitabın sonralarında Alissa'nın ölümü ile sarsılıyoruz ve günlüklerini okuyarak onun iç dünyasına adım attığımızda öykü başka bir hâl alıyor. Başka birinin gözünden ruhundan okumaya başlıyoruz öyküyü. Onun içsel değişimlerini ilahi aşka yönelimini ve Jeromi'ye duyduğu derin hislere rağmen ondan uzaklaşmayı tercih edip bunu kurtuluş olarak görmesine tanık olmamızı sağlıyor bu günlükler. Aslında kendisini Tanrı ile Jarome arasında bir engel olarak görüp aradan çekilmesi gerektiği düşüncesindedir. Erdemle harmanlanmış mutluluğa ulaşamamanın ruhunda yarattığı acıyı derinden hissediyoruz. Birçok yerde ona öfkelenmiş olsak da aslında acımasızca da olsa yüzümüze çarptığı şeyler gerçeklerdir. Bir başkasıyla o kapıdan yan yana geçebilmenin imkansızlığıdır anlattığı şey ve bunları şu sözleriyle dile getirir:
" Tanrım! Sana doğru ilerlemek, Jérôme ve ben, ikimiz yan yana, birbirimize yardım ederek, hayat yolunda iki hacı gibi yürümek; biri diğerine arada, "Kardeşim yorulduysan bana yaslan," derken diğerinin, "Seni yanımda hissetmek bana yetiyor," demesi. Ama hayır! Tanrım, bize öğrettiğin yol dar bir yoldur - öyle dardır ki yan yana yürümek ne mümkün."