Gönderi

Herakleitos
Puan vermedi·136 syf.··
2024 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Temmuz 2024 12:40
Herakleitos; Kitabı önce anlamam lazım elbette o yüzden incelemem aslında bir özet kitabın neyi ifade ettiği. Sunuş kısmıyla; Yunan felsefe tarihinin başlangıcı yönünde ciddi tartışmalar olduğunu öğrendim. Yunan felsefe tarihinin iki döneme ayrıldığını, bunların ilkinin preokratik veya sokrates öncesi adıyla anılan dönem olarak başlangıç kabul edildiğini öğrendim. Bu kitabın girişinde /sunuşunda bu dönemlendirmeye ilişkin kaynaklara değinilir. Sokrates öncesi düşünürlerin filozof olduğu veya düşünce tarzlarının ne derece felsefe olduğu da tartışılıyormuş . Bu adlandırırmanın kendisi de tartışılıyormuş. Ancak Milat’tan önce altıncı ve beşinci yüzyılda tarihlenen bu dönemin temel belirleyici unsuru her şeyin bir neden sonuç ilişkisi çerçevesinde açıklanması için doğaya gitmenin ve doğa olaylarını incelemenin gerekli görünmeye başlaması olarak kabul ediliyor. Başlangıç Thales’le kabul edilse de Thales’le somutlaşan felsefi düşüncenin kökenleri önceki yarı dinsel yarı bilgece açıklamalarda da görülmektedir. Özellikle Miletoslu filozoflar bir kısım yarı efsane ve yarı gerçek düşünürlerden kalan Theogoni ve Kozmogoni konulu fragmanlar mitolojik anlatıları felsefi bir köprü olarak görülebilir. Bu köprü aynı zamanda dinden bilime kurulan bir köprüdür. Dünyayı içsel ve doğaüstü terimlerle betimleyenler ile ilk kez doğal nedenler üzerinden açıklamaya girişenler arasındaki ayrımı Aristoteles’e borçlu olduğumuzu, ancak bu tartışmanın da tam ortasında düşünür Thales’in yer aldığını, felsefe bağlamında doğadan ilk bahseden onun olduğunu, doğa felsefesine girişen ilk kişi olduğunu, ancak antik çağda bir gök bilimci olarak bilinip övüldüğünü, Aristoteles’e göre Thales’in “Her şeyin bir ya da birden çok temel elementte dayandırıldığı felsefe türünün kurucusu” olduğunu söylediğini öğreniyoruz. İşte Sokrates öncesi felsefeye dair kronolojik ve tematik bir özet oluşturmak istersek, 1-Thales, Anaximandros ve Anaksimenes gibi eski İyonya doğa filozofları. 2-Daha sonra Pythagoras ve onun peşinden giden Pythagorasşçılar 3-Ksenophanes 4-Efeste Herakleitos 5-Elea ekolu kapsamındaki düşünürler 6- Atomcu felsefeciler Şeklinde özetleyebiliriz. Sokrates öncesi felsefe ekollerinin en önemli sorunu eserlerinin günümüze tam olarak ulaşmamasıdır. Biz onların bilgilerinin sonraki yazarların metinlerinden yapılan atıflarla öğrenmekteyiz. Peki bu döneme dair düşünürlerin bilgilerini nasıl öğreniriz, kaynakları paylaşılır. Özellikle bu konuda bir kısım yazarların derlemeler yaptığına hangi eserler olduğu paylaşılarak yer verilir. Kitapta daha sonra Herakleitos‘a değinilir, ne zaman yaşadığı, hakkındaki bilgilere dair kaynakların neler olduğu, nasıl biri olduğu, düşünceleri, örneğin kendini araması, kendi kendine öğrenen birisi olması, kendi başına çözüm üretme eylemi, ailesinin olası kraliyet kökeni, toplum düşmanı niteliği, çocuklara daha fazla değer vermesi, barış ve uyum içinde yaşamanın şatafata ihtiyaç duymamakla mümkün olacağı, toplumdan soyutlanması, topluma ve çoğunluğun değer yargılarına karşı protestosu, hakkında Nietzsche, Gothe, Kapelle ve Heidegger gibi düşünürlerin değerlendirmeleri, onun toplumdan uzak durmaya çalışmasının apolitik bir tavır anlamına gelmediği, toplumun fertlerinin vatandaş olarak kentin surları için olduğu kadar yasalar için de savaşması gerektiğini, kendini bil öğüdüne benzer şekilde kendini araştırma ideali olduğu, İki aşamalı şekilde kimlik şekillendirme çabası, Homeros eleştirileri, yozlaşmış birey ve toplumun düzelmesi sorununu dert edindiği, ahlak filozofu olduğu, aynı zamanda metafizikçi olduğu, etik sorununu tartıştığı, yine doğa filozofu olduğu, her şey yani evren politika ve teoloji şeklinde üç bölümden oluşan içerikte düşüncelerin bulunduğu, hakikati bilmekle birlikte bunu insanların hayatını yeniden şekillendiren bir bilme eylemi olması gerektiğini savunarak bunu yapan ilk düşünür olduğu, logos kavramı ve Logosla ilgili düşünceleri, yine kozmos kavramına ilişkin düşünceleri, yine her şey yani bütün yani evrenle ilgili düşünceleri şeklinde fikirlerinde temel tartışma konuları olduğunu öğreniyoruz. O dönemin felsefesi fragmanlardan oluşmaktaydı, fragmanlar üstü kapalı bir dille konuşmaktaydı, bu nedenle Herakleitos karanlık olarak da anılmaktaydı, özellikle değişim fikri önemlidir. Heraklietos’un fragmanlarına ilişkin kaynaklar paylaşılır, bu kitabın bölümlendirmesi ve yöntemi paylaşılır, daha sonra Heraklietos‘la ilgili biyografik paylaşımlara değinilir, özellikle Herakleitos’un Efesli olduğu, 69. olimpiyat döneminde olgun bir yaşda olduğu, Efes halkına karşı özellikle arkadaşının sürgün edilmesi nedeniyle tepkili olması, onların kendisini öldürüp kendi çocuklara bırakmasının en doğru çözüm olacağını düşünmesi, topluma karşı tepki göstererek Tapınağa sığınması, gitgide insan sevmeyen birisi olması, herkesten uzaklaşması, ömrünü doğada dağlarda geçirmesi, evren politika ve teoloji üzerine logosdan bahsederek düşünceler paylaşması, kökenin krala dayanma ihtimali kral ünvanından kardeşi lehine feragat etmesi, kral Darius’la mektuplaşması, kimsenin öğrencisi olmamakla birlikte kendi kendine yeten bir yapısının bulunması, gözyaşları ağlaması, yumuşak ama yaralanmaya müsait kalbi ve bilge insan farkındalığı yönünde paylaşımlar yer alır. Daha sonra doktrinine değinilir, özellikle logoosa değinilir, bir kısım şair ve filozoflara eleştirilerine değinilir, bilgi teorisi paylaşılır, bilgeyi diğerlerinden ayıran o bilme noktasına çoğu kişinin varamadığını, doğanın saklanmayı sevdiğini, insan umulmayanı ummazsa onu bulamayacağını, her şeyi her şey üzerinden yöneten düşünceyi bilmenin tek bilgelik olduğunu, her şeyin bir olduğunu bu uyumun insanlar tarafından anlaşılamadığını, paylaşır özellikle akışla ilgili düşünceleri vardır, akışla ilgili su ve nehir üzerinden yaptığı betimlemesi bana İslamiyet içerisindeki bir kısım tariklerin örneklerini hatırlatmaktadır. Bakış açısı ve tercih farklılıkları, daha sonra kozmik ateş yönüyle fikirleri, yine astronomi ve meteroloji ile ilgili fikirleri ve sonra ruhla alakalı fikirleri, etik fikirleri paylaşılır. Aklıyla konuşanların her şeyi de ortak olana dayanması gerektiği; insanların kentin surları için olduğu kadar yasaları için de savaşması gerektiği; aynı kişiler için çalışmanın ve onlar tarafından yönetilmenin can sıkıcı olduğu; insanın karakterinin kaderi olduğu; Ölçülü olmanın en büyük erdem olduğu; bilgeliğin gerçeği söylemek ve her bir şeyin doğasına uygun davranmak onu anlayarak davranmak olduğu; yaşamın amacının gönül rahatlığı olduğu; Gönül’e karşı koymanın zor olduğu gönülün istediğini ruh karşılığında satın aldığı; Doğdukları zaman yaşamak ve kendi paylarına düşen ölüme sahip olmak veya daha çok huzura ermek ve geride paylarına ölüm düşen insanlar olarak doğan çocuklar bırakmak istiyorlar; insanların ölümden sonra ummadıkları ve varsaymadıkları şeyleri beklediği şeklinde doktrin kısmı tamamlanır. Kitap; sunuş, biyografi, doktrin ve tanıklıklar bölümlerinden oluşur zaten çoğu bilgiyi sunuş kısmında öğrenmekteyiz. Doktrin kısmı sunuştaki bilgileri pekiştirir. Tanıklıklar kısmında; başka yazarların Herakleitos’un görüşlerine dair yorumları ve değerlendirmeleri yer alır. Burada dikkatimi çeken noktalar şunlardır, doğa üzerine adlı bir kitabın bulunduğu, evren politika ve teoloji üzerine üç ayrı logostan bahsettiği, kitabının anlaşılmaz olduğu, hatta Krates adında birinin eserinde boğulmamak için Deloslu bir dalgıç gerek olduğunu söylediği(benzetiş çok hoşuma gitti, delos dalgıçlarıyla ünlü bir ege adası bu arada), Parçalarında bağlantı yokluğu bulunduğu, anlaşılmaz bir dille yazdığı için karanlık sıfatıyla anıldığı, üstü kapalı bir üslupla bir şey anlattığı, kitabının çoğu kişi tarafından anlaşılmaz bulunduğu gibi “eser ve üslup” yönüyle değerlendirilir. Platon ve Aristoteles de Heraklietos ve Herakleitosçuları değerlendirirler.Özellikle Platon’un ağzından Sokrates’in onla ilgili görüşleri de şu şekildedir: Efesli düşünürler yönüyle ciddi eleştirileri vardır, Sokrates’in. Onların Homerosçu ve eski düşünürlerle ilgili uzman olduğunu belirtir, onlarla konuşmanın delilik olduğunu, tutarlı olmadıklarını, kimsenin öğrencisi olmadıklarını, aklına esen şekilde düşündüklerini, özellikle nesnelerin dönüp durmasından, hareket, akış, oluş halinde olmasından bahsettiklerine vurgu yaptıklarını söyler, aynı nehirde iki kez yıkanılmaz sözü de ona aittir. Platon , Aristoteles’e göre; gençken önce Kraytlos’a sonra Herakleitos’a yakın olmuş, ona göre, Biçimler teorisini savunanlar da Herakleitos görüşlerine yakın olurlar, duygusal olarak algılanabilir şeyler akış halindedir ve akıp giden şeylere dair doğru bilgimiz yoktur. Diojen Laertas, Platon’un 20 yaşına varınca sokratesle çalıştığını ; o ölünce, Herakleitosçu Kraytlos, Parmenides’in öğretilerini takip eden Hermogenes’in yanında olduğunu söyler. Platon’da Sokrates’in ağzından Herakleitos ile ilgili düşünceler yer alır özellikle Platon Elea’lı yabancı ağzından “iyonyalı musalar” şeklinde bir ifade kullanır bunun Herakleitos veya onunla birlikte onun takipçilerini kasteden bir ifade olduğu düşünülür. İfade ilgimi çekti. En bilge insan bile birlikte güzellikte ve diğer her şeyde bir tanrıyla kıyaslandığında bir maymun gibi görünecektir. Maymun benzetmesi yönüyle değerlendirmeler yapılır. Aristoteles, Heraklitos görüşleriyle, elementlerden ateşe önem verdiğini, her şey birbirinin karşıtına dönüştüğünü, her şeyin akış halinde olduğunu ve hiçbir şeyin değişmez olmadığını, aynı şeyin hem var olduğunu hem de var olmadığını düşünmenin imkansız olduğunu söyler. Duygusal kavrayışla ilgili genel olarak iki tür görüş bulunduğunu, bazılarının onu benzerlikle bazılarının ise karşıtlıkla açıkladığını ifade eder. Theophr. Parmenides Empedokles ve Platon benzerlikle Anaksagoras ve Herakleitos takipçileri ise karşıtlık açıklar. Daha sonra Isı’nın gücüne değinen bir kısım görüşlere, Herakleitos’un ilki olarak ateşi önemsemesi üzerinden yer verilir. Stoacı yaklaşımlar da Heraklietos’tan etkileniyor anlıyoruz özellikle bedenimizde kendisini saran tanrısal logostan gelen bir kısım bulunduğunu, eğer insan bu kısımdan ayrılırsa akılsız hale geleceğini, ona yeniden kavuştuğunda ise kanalların çoğu sayesinde yeniden bütünle yakınlık kurmaya başlayacağını, hakikatin ölçüsünün bu ortak ve tanrısal logos olduğunu, biz de onun dahil olmasıyla logos sahibi olan bir yaratık olduğumuzu, Herakleitos doğa üzerine adlı eserinde insanı saran şeyden belli ölçüde bahsederken insanların logosu tıpkı uykuda yaptıkları gibi unuttuklarını söyler.T67 İnsanın aslında logos sahibi bir varlık olmadığını sadece onu saran zekayla donandığını söyler.T68, Sext. EMP. Herakleitos’a atfen. Yine Heraklietos’un söylediklerinin anlaşılmasını istemediğini, her şeyi ateşin gücüne atfetme alışkanlığında olduğunu, bu görüşün stoacılarda da ortak olduğunu örneğin kosmosda bazen küresel bir yangın olduğunu ve bazen kendini ateşten yeniden oluşturduğunu, Herakleitos’a göre büyük yılın 10.800 güneş yılı olduğunu, Stoacılara göre ise her biri 365 yıldan oluşan 30 dönem olduğunu, insanların tohum taşıyan sıvının harekete geçtiği ikinci yedi yıllık dönemde olduğuna eriştiğini söylerler stoacılar ve herakleitosçular benzer görüşler olarak. Kuşkucu ekolünde Herakleitos’un felsefesine giden bir yol olduğu değerlendirilir T79 Aenesidemus ve takipçileri bu görüşte olmuştur. Ama T81 bu düşüncenin saçmalığı söylenir. Herakleitos kendi adına insanın hakikatin bilgisi yolunda iki araçla duygusal kavrayış ve logosla donandığını kabul ettiğini, bu iki duygusal kavrayışın güvenilmez olduğunu söyleyip sadece logosu ölçüt saydığını, akıl dışı duygusal kavrayışlara güvenmenin barbar ruhlara özgü olduğunu, logosunun hakikatin yargıcı olduğunu, sadece tek değil aynı zamanda ortak ve tanrısal olduğunu, Ortak olan logosunun bir ölçüt olduğunu, buna göre ortak olarak herkese görünen şeylerin güvenilir olduğun, zira logos tarafından ayırt edilmiş olduklarını, her bir kişinin kendi başına gördüğü şeylerin ise kusurlu olduğunu söyler T82 Yahudilik ve Hristiyanlık açısından da Heraklitos değerlendirilir T83-T97 Özellikle burada, karşıtlıkla ilgili düşünceleri vurgulanır, yine anlaşılmaz metni vurgulanır, Herakleitos’un hırsız gibi Musa’nın yasasını ve fikrini çalarak “onların ölümünü yaşıyor ve yaşamını oluyoruz.” dediğini, yine kötülükle yaşayanların ateşle arınması gerektiği yönüyle Herakleitos’un ateşi vurguladığını ve stoacıların buna küresel yangın dediğini, Herakleitos’un “Tanrılar ve İnsanlar Ares’in katlettiği insanları onurlandırır” düşüncesine katılmadığını çünkü bir çok insanın rezil bir yaşam sürüp savaşta en acı şekilde öldüğünü, okumaktayız. Yeni Platoncu bağlantılar yönüyle ise ruhun bedene nasıl girdiği sorusuyla ilgili görüşler yer alır, yine devamla yunan şiiri ve edebiyatı üzerine çeşitli yaklaşımlar da da Herakleitos‘la ilgili düşünceler okuruz, yine Heraklitos’un sözlerinin farklı tekrarları paylaşılır, özellikle ağacın bizim doğamız olduğu, kuyunun sembolik ifadesi, doğanın saklanmayı sevdiği, doğa araştırmacısının da bunu doğadan daha fazla sevdiği, gibi görüşler okuruz. Birkaç paylaşıma daha yer verildikten sonra bu şekilde kitap biter. İlgimi çeken vurgulamak istediğim kısımlarla birlikte kitap özetini bu şekilde paylaşabilirim. Değerlendirme olarak ise; Herakleitos’un görecelilik teorisini ortaya attığı düşüncesi ilginç. Logos kavramı görüşleri, toplum eleştiricisi görüşü ilginç. Belirsiz konuşması yanında akış görüşü de çok tartışılmış, ateşi vurgulaması da ilginç. Özellikle Efesliler üzerinde yaptığı eleştirilerin onun Milat’tan önce 500 yılında yaşadığı gözetildiğinde günümüzün toplumsal yapısını oluşturan değer yargıları ahlak kuralları gelenek görenek din ve hukuk gözetidiğinde ve o tarihte bunların belki de hiçbirisinin olmadığı ve oluşmadığı bir aşamada o kentteki insanların ve toplumun aynı çürümüşlüklere sahip olması biraz önce belirttiğim değişkenlerin aslında insanın fıtratı yanında çok da etkili olmayan sadece sembolik belki de bir tanımı ifade eden kavramlar olarak özetlenebilir. Yani insan üzerinde aslında fıtratı yanında esaslı değildirler bu değişkenler çıkarıldığı zaman da insan ve toplum Milat’tan önce 500 yılında bir kentte aynı kafa yapısına çürümüşüğe sahipse günümüzde din dediğimiz hukuk kuralı dediğimiz başkaca ahlak kuralları hassasiyetler değerler değer yargıları erdemlilik adı altında akla gelebilecek her türlü temsil sistemi yanında insan ve toplum yine bunları çıkardığımızda da aynı şekilde davranıp ve bir kısım dönemin akıllıları tarafından da bu fark edilerek yine insandan bağımsız müstakil doğa olgusuyla birlikte aynı eleştirilere konu olabilmektedir. Diyeceğim odur ki 2500 yıl öncesinde dahi toplum ve insan gerçeği arayan doğayı ve Özü kurcalayan araştırmacı ruhlu insanlar tarafından aynı şekilde eleştirilebiliyorsa günümüzün insanlarıyla sıradan insan olarak kendimizi gördüğümüz bu dünyada gerçekten akıl edebildiğimiz zaman bugün çok değerli felsefeci olarak gördüğümüz insanların düşünceleri ile benzer şekilde fikirsel aydınlanma anlamında aynı frekansa teğet edebiliyorsak, yukarıda belirttiğim düşünce sistemlerinden kopabildiğimiz onların akımına girmeyip müstakil kalabildiğimiz ölçüde baya filozof olabilecek boyutta fikirler ortaya koyabilecek kapasiteye sahip olabildiğimiz anlamına da gelmektedir. Günümüzde hukuk devleti diyoruz ulusal devlet diyoruz sermaye kapitalizm diyoruz din diyoruz başkaca bir çok şey diyoruz ve çok eleştirdiğimiz şey var, çürümüşlük var, dinin kullanılması insanların şahsi menfaatleri uğruna kullanılması, hukukun artık bir kişisel menfaatler ve sınıfsal bir kısım kesimlerin amacına hizmet eder şekilde araçsallaştırılması, gerçek eşitliğin zayıf olanın güçlü olan yanında aynı eşitliği sağlayabilmesini ortaya koyacak bir Terazi dengesi oluşturacak şekilde sağlanmadığı, adaletin hakkaniyetin ve hukukun sağlanması adına çaba gösterilmeyen bir devirde bunların hiçbirinin olmadığı 2500 yıl önce, bambaşka Dünya görüşlerinin hakim olduğu bir Anadolu diyarında, antik yunan aleminde, bir kentte, daha köleler var, kadın erkek yanında eşit değil, toplumsal statüler var, demokrasi yok, hukuk devleti yok, ulus devlet de yok diye biliyoruz, işte Aristokrat olabilir, sermaye sahipleri olabilir, soylular, krallar, tiranlar olabilir, güç olabilir, ama hak,hukuk devleti, demokrasi, kanunlar önünde eşitlik olmayabilir, belli noktalarda ola da bilir. Neticede o dönemde de bir kısım düşünürlerce toplum ve insan devlet yönetimi sistemler adalet dünyası insanların yaklaşımları bakış açıları ve kolektif eylem ve düşünce ortaya koyma becerileri yönüyle aynı eleştirilere maruz kalması yönüyle demek ki değişmeyen ortak yönler neler bunları iyi okumalıyız. Günümüzde insanları gerçekten yönlendiren şeylerin aslında insan fıtratı yanında esaslı unsur olmaması anlamında, olmasa da aynı şey aynı ortam aynı şartlar aynı eleştirilerin söz konusu olması anlamında, acaba konuyu nasıl okumamız gerekiyor, asıl esaslı unsurlar neler acaba, bir propagandanın ve bize bir şekilde düşünme şeklinde bir yönlendirmenin reklam etkisi bilinçaltı etkisi gibi değerlendirdiğimiz bir farkında olmadan beyin yıkama anlamına gelebilecek şekilde bir kısım düşünce ve inanç sistemleri ile değer sistemleri ile düşünme yönlendirme şeklinde bir taarruz altında mıyız, yine başkalarının amacına menfaatine hizmet eder şekilde düşünebilmeyi mi öğrettiler bize, bu anlamıyla logos, akıllılık. değişmeyen logos denen şey, bilme eşiği işte bu kabuklarıımızdan bu bizi bir kısım insanların sadece menfaatine hizmet eden şeylerin dışarı çıkamayanışımızda düşünürken bile çıkamamışımımızdan ileri gelen Logosa çevrelenenmize rağmen unutan, fark etmeyen, kanalları açıpta ondan feyzlenemeyen, bilme eşiğine varamayan akıllı olmayan insan olarak değerlendirilmemize neden olan herakleitos eleştirisindeki akılsız olan diğer canlılardan farkımız ortaya koyamayacağımız bir forma bürünmüş olmamız hali mi?!?
FragmanlarHerakleitos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20212,070 okunma
·
402 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.