·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Haziran 2024 13:39 Mehmet Rauf’tan okuduğum üçüncü kitap yazarın kaleme aldığı ilk polisiye eseri ‘’Define’’ oldu. Roman olarak adlandırılmasına rağmen oldukça kısa bir eser olmasından dolayı ‘’novella’’ demek daha uygun. Yani dilimizde ‘’uzun hikâye’’ diyoruz buna.
Servet-i Fünun döneminin usta kalemlerinden biri olan Mehmet Rauf’u çok severek okurum. Türk edebiyatı klasikleri denildiğinde en başlarda o gelir aklıma nedense. Çünkü insanın duygusal ve düşünsel halini, o iç çatışmayı, o kadar gerçekçi bir şekilde yansıtır ki bir anda kitabın atmosferinde bulursunuz kendinizi. İnsan psikolojisini bu kadar iyi aktarabilmesinin nedeni ise edebi başarısının yanında iyi bir gözlem yeteneğine sahip olduğunu gösterir nitelikte.
Eylül ve Genç Kız Kalbi’nde bu psikolojik tahlillerden ve olağanüstü bulduğum üslubundan çok etkilenmiştim, şimdi ise polisiye türünde kaleme aldığı bir eseri okumanın daha başlamadan muhteşem olacağını biliyordum. Tek kötü yanı ise hikâyenin çabucak bitmesiydi. Böylesine heyecanlı olayların ortasında sürüklenirken insan yazılanların bittiği yere gelmek istemiyor doğrusu.
Başhekim Şakir Feyzi’nin başından öyle maceralar geçecek ki kendisi bile inanmakta zorlanacak buna. Erzurum’da sıradan hayatında yuvarlanıp giderken birden bire İstanbul’da kötü adamların kucağına düşürecektir kader onu, bir de aşkın kollarına. Bir miras hikâyesi bu; binbir zorluklarla dolu şifreleri çözüp defineye ulaşıp o hazineye kavuşabilecek mi? Her zamanki gibi iyilerle kötülerin savaşı bu. Bakalım kim kazanacak?
Doktor Şakir Feyzi ile ortak bir yönümüz var; o da benim gibi polisiye romanların hayranı ve sıkı takipçisi. Sherlock Holmes ve Arsen Lüpen okurken, birden bire kitaplardaki gibi olayların ortasında bulunca kendisini, sudan çıkmış balığa dönüyor… Mutlu haber: Define’nin devamı olan Kan Damlası’nı da peşine okumuş olmam :)