·211 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Temmuz 2024 00:00 Coetzee'ye her okuduğum kitabıyla sanırım daha da bağlanıyorum. Coetzee'nin kitapları aslında konu olarak zor, yazım olarak sade bir yapıya sahip. Cümleleri gayet kısa, anlaşılır ve sizi yormadan ağdasız anlatıyor. Ama konuları öyle konular oluyor ki bu sade anlatımın içinde insanlığın kötülüğünü her seferinde yüzünüze vuruyor.
Michael K. doğumda deforme bir yüzle doğmuş ve biraz da 'kıt akıllı' diyebileceğimiz bir karakterdir. Çeşitli işlerde çalışıp hasta annesiyle yaşarken bir iç savaşın başlamasıyla annesinin de isteği üzerine yollara düşüyorlar. 30 yaşına kadar kendince iyi kötü yaşayan Michael K.'nın dünyası bu aşamadan sonra alt üst olmaya başlıyor. Toplanma kamplarıyla, suçlanmalarla, cezalarla karşılaşıyor ama onun tek diyebildiği 'ben savaşta değilim ki'. Herkes savaştayken toprağı ekip biçen, sebze yetiştirmeye çabalayan Michael K. gerçekten bir kıt akıllı mı yoksa savaşa, topluma farklı bir direniş mi gösteriyor.
Kitabın 2.bölümünde bir eczacı sözü alıyor ve Michael K.yı en iyi tanımlayanlardan biri oluyor bence. Eczacının Michael K. hakkındaki düşüncesini de alıntı olarak şuraya ekleyim:
"Michaels zamanın doğuşundan bu yana kendi âleminde sessiz sedasız bir köşede dururken ansızın yerinden alınıp rastgele elden ele fırlatılan bir taş, bir çakıltaşı gibi. Çevresinde olup bitenlerin pek farkında olmayan, kendi içine ve iç yaşamına kapanmış, sert, küçük bir taş. Tüm bu kurumlardan, kamplardan, hastanelerden ve Allah bilir daha kim bilir nerelerden bir taş gibi geçiyor. Savaşın bağırsaklarından da..."