Gönderi

Umwelt
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2024 25. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2024 21:25
Kitap incelemesi yazmak benim için ciddi bir iş ve çok yönlü olmasına gayret ediyorum. Bu incelemede de bunu yapacağım. Yayınevinden, yazardan, varsa kitabın basımıyla ilgili sorunlardan, çapım elverdiği ölçüde kitabın küçük bir özetinden ve kendime ait düşüncelerimden söz edeceğim. Bir kitabı okuduktan sonra “aa bu da böyleymiş” demekten daha ötesini görmemiz gerektiğine inanıyorum ve bu incelemede de bunu yapmaya çalışacağım. Kitapla ilgili kısımlara geçmeden önce Akademim Yayınları’ndan söz etmek gerekiyor. Üç yıllık yayın geçmişlerinde bilim, felsefe, mitoloji gibi birçok alanda oldukça ilgi çekici minör kitaplar basıyorlar (Bu açıdan Runik Kitap’a benzetiyorum, onlar da son yıllarda iyi işler yapan bir yayınevi). Hem yerli ve belki de kıymeti yeterince bilinmeyen yazarları tanıma imkânımız oluyor hem de önemli çeviri kitapları tanıtıyorlar. Kapak tasarımlarını çok beğeniyorum ve yeni basacakları kitapları merakla bekliyorum. Sitelerinden vizyonlarını okuyabilirsiniz: akademimkitapligi.com/hakkinda Bu arada kitabın basımıyla ilgili küçük bir eleştiride bulunayım. Herhalde kitabı ikinci kez okuyan hiç kimse olmamış ya da çok aceleleri varmış. Birçok yerdeki virgül eksikliğinin, ek ve kelime eksiği veya fazlalığının başka açıklaması olamaz. Birkaç tane örneği yorumsuz bırakıyorum: - … görme engellinin Umwelt’inde olan bilinen yolun algı özelliğini ortaya koymaktır. (s. 97) - … Umwelt’lerin karşılıklı ilişkisine dair genel bir bakış elde etmek için açısından yeterli değildir. (s. 126) - … Amsterdam Hayvanat Bahçesi’nde erkeği, bahçesi yöneticinden “aşık” olan balaban çifti bulunmaktaydı. (s. 110) Gelelim Uexküll’e. Pardon, Jacob Johann Baron Von Uexküll’e. Kıskanılası bir havalı isim değil mi? :) Kitabı ilk gördüğümde kitabın adından çok yazarın adı ilgimi çekmişti ama esas ilgi çekici olan, karısının onun hakkında şu söyledikleri: “Materyalizmin, idealizmin ya da başka herhangi bir doktrinin günün kazananı olup olmayacağı onun umurunda değildi. Onun için önemli olan tek şey, doğa bilimlerinin geliştirdiği hipotez ve kuramların doğanın önünde durup duramayacağıydı.” Yaşadığı dönemi düşününce (1864-1944) ideolojilerin özellikle cirit attığını görüyoruz. Eğer karısı doğru söylüyorsa, zihnini ideoloji bataklığına bulamamış ve özgürleştirebilmiş bir abimiz anlayacağınız. Çalışma alanları kas fizyolojisi, hayvan davranışı ve yaşam sibernetiği. 20. Yüzyılın önemli hayvanbilimcilerinden biri olarak görülüyor. Biyosemiyotiğin kuramsal çerçevesini oluşturmuş ve Umwelt kavramını biyolojiye kazandırdığı için ekolojinin öncülerinden biri kabul edilmiş. Kitaba gelirsem, kitaptaki ilk yazı Özgür Taburoğlu’nun “Uexküll’de Doğanın Görüngübilimi” (s. 7-31) isimli uzun yazısı. Meseleyi bilmediğim için, yazıyı ilk okuduğumda benim için zorlayıcı oldu. Çünkü Uexküll’ün Umwelt terminolojisinde algı, imge, işaret, form, ton gibi kendine has kavramlar var. İlerleyen sayfalarda Uexküll hayvanların Umwelt’lerinden örneklerle bu kavramları açıklıyor ve çok daha anlaşılır kılıyor. O yüzden Taburoğlu’nun bu giriş yazısı zorlayıcı gelse de endişelenecek bir durum yok, Uexküll’ün kendi açıklamaları çok daha iyi ve birçok görsel barındırıyor. Ayrıca, kitapta anlatılan Umwelt’lerin birçok deneyle de desteklendiğini söylüyor ve bu deneyleri de anlatıyor Uexküll. Anladığım kadarıyla bazılarını kendisi yapmış, bazıları da başkalarının deneyleri. Henüz tekrar okumadım ama hızlıca göz gezdirince fark ettim ki, girişteki bu yazı kitap bittikten sonra tekrar okumakla daha anlaşılır olacaktır. Taburoğlu’nun yazısından Uexküll’ün biyolojisi, doğa, doğal plan, hayvan, insanın doğadaki konumu ve zaman algısından bahsettikten sonra Umwelt’i açıklamaya çalışacağım. Uexküll, Eski Yunan’daki physis (doğa) kavrayışını biyolojisinin temeline koyuyor. Buna göre insanın karmaşık çevresini de bu doğanın bir parçası saymak gerekiyor. Bu durumda hayvan ve insan dünyalarını birbirinden ayrıştırmak zorlaşıyor. Onun biyolojisi, Kartezyen doğabiliminin eleştirisi üzerinde temelleniyor; tüm canlıların, insan biçimli bir kavrayışla anlaşılır kılınamayacak dünyaları var ve insan ve hayvan dünyalarını yeniden birleştiren bir girişim, post-yapısal bir doğabilim, biyosemitik bir yaklaşım. Uexküll bir doğal plandan söz ediyor ve bunu “doğanın her şeye hakim düzen şartları” şeklinde tanımlıyor. Bu plan, bizi başka canlılarla bir arada tutan, neredeyse metafizik tınıları olan büyük bir tasarım. Bu planda tüm hayvanlar birer özne ve en basit görünen canlılar bile yeryüzünde duyduğunu, doğanın sunduğu olanaklar içerisinde kendi diline tercüme ediyor ve böylece kendilerine özel bir zamana ve kapalı bir çevreye yerleşiyorlar. Hayvan, insanların öznesi olduğu evrensel ve bilimsel bir dünyanın nesnesi değil; kendi uzam ve zamanlarında yaşam süren bir başka canlı. Her hayvan için zaman aynı şekilde cereyan etmediği gibi, her hayvan etrafında aynı dünyayı da algılamıyor. Zaman ve uzam işlevle, hayvanın yönelimleri, yeryüzündeki arayışlarıyla ilişkili. Mesela kene, yakınlarına sokulacak bir hayvanın beklentisiyle askıda kalıyor. Yani basitçe bekliyor ve bu bekleyiş memelinin salgıladığı bir asit türünün kokusunu alana kadar, insanların zamanıyla yirmi yılı bile bulabiliyor. Kısacası kene için, bir uyaranın marifetiyle harekete geçmedikçe zaman yok. O harekete geçiş başladığı anda ise kene için yaşam başlıyor ve çok sürmeden de sona eriyor. Kısacası Uexküll’e göre doğa, çok farklı zaman ve yer duyularını taşıyan, sadece görülen değil, işitilen, anlaşılan bir soyutlamadır. Orada duran müspet bir varlık alanı değil, canlılar içerisinde eyledikçe onlara seslenen bir varlık parçasıdır. Gelelim kitabın başından sonuna kadar gördüğümüz Umwelt kavramına. Kitabın adında geçen “İnsanların ve Hayvanların Dünyası” derken aslında bu kavram kastediliyor. Bu kavram kısaca, bir canlının algısal dünyasını ifade ediyor. Yani öznel bir tarafı var ve tekrarlanan kişisel deneyimlerin ardından gelişiyor. Bir örnekle daha iyi açıklayabiliriz: Deniz kestaneleri ufuktaki her kararmaya dikenini batırma hareketiyle tepki veriyor. Yani gemi, bulut ya da gerçek düşmanı olan balık fark etmiyor. Onun için bunların farkının hiçbir anlamı yok. Esasında bu hayvanın bir görme alanı da yok. O yüzden gemi, bulut ya da balığı, gölgeymiş gibi aynı şekilde algılarken bu algı özelliğinin görme alanında gerçekleştiğinden söz edilemez. Aksine gölge bu hayvanda, derisi üzerinde yuvarlanan bir pamuk topuna benzer etki bırakıyor. Bunu tasvir etmek ise teknik olarak imkânsız (s. 73). Ancak Uexküll mesele anlaşılsın diye, yine de bize bir görsel veriyor: hizliresim.com/1kycftg Bu görseldeki ilk resmin açıklamasında “Deniz Kestanesinin Çevresi” ifadesiyle tanımlanan kavram Umgebung kavramı. Bu kavram bilinirse Umwelt meselesi daha iyi anlaşılacaktır. Bir kişinin, yerin ya da şeyin etrafında bulunan ve içinde var oldukları ya da hareket ettikleri alan ya da mekânı ifade eden bu kavram, bu metin bağlamında düşünüldüğünde, organizmayı veya sistemi etkileyen dış faktörleri veya koşulları ifade eder. Dolayısıyla, Umwelt organizma tarafından algılanan ve yorumlanan öznel gerçeklik iken, Umgebung organizmayı çevreleyen nesnel gerçekliği imler diyebiliriz (s. 47). Böylelikle her öznenin, öznel gerçeklikleri barındıran bir dünyada (Welt) yaşadığı ve Umwelt’lerin yalnızca öznel gerçeklikleri tasvir ettiği sonucuna varıyoruz. Öznel gerçekliğin varlığını inkâr edenler kendi Umwelt’lerinin esaslarını tanımamış demektir (s. 123). Bu öznellik meselesini biraz açmak istiyorum. Zira takık olduğum bir konu. Uexküll, köstebeklerden veya görme organı olmayan ama dokunmayı görme olarak kullanan canlılardan söz ediyor. Sahi “görmek” denir? Bir yarasa görmediği için eksik midir? İşiterek görmüyor mudur? Köstebek koklayarak görmüyor mudur? Ya da biz kartallara göre ne kadar iyi görüyoruz ki? Veya habitatımızda yaşıyor olsaydık, bu kadar iyi görmememize bir eksiklik diyecek miydik? Sadece -en yetkini dahil- göz organının sunduğu imkânlara göre nesnel bir evren tasarlamak ne kadar sağlıklı? Meseleye daha geniş perspektiften baktığımızda Umgebung’u algılama yöntemlerimiz değişiyor ama mühim olan da onu algılamak, nasıl algıladığımız değil. Nasıl algıladığımız ise Umwelt’imiz oluyor. Meselenin felsefî ve post-modern çıktıları var ve bunlar ciddiye alınamayacak şeyler değil. Tıpkı Einstein’ın göreliliğinin zamanla ilgili çıktılarında olduğu gibi burada da biyolojik bir öznelliğe varıyoruz. Aslında bizim tasvir edebileceğimiz Umgebung bile Umwelt’imizin potansiyelinden ibaret gibi geliyor bana. İşin boyutunu en fazla teknolojik araçlarımızla genişletebiliyoruz. Teknolojimiz sürekli ilerlese de onların da ne kadar yetkin oldukları ve nereye kadar ilerleyebilecekleri tartışılır Umgebung’u kavramada. Zannediyorum bu meseleyi hiçbir zaman tam olarak aşamayacağız. Ama ne demişti Pos Bıyık: “Keyif yarım bilgilidedir.” (İnsanca, Pek İnsanca s. 301) Neyse, devam edelim. Bu kısa ama zengin kitapta insan dahil birçok canlının Umwelt’inden bahsedildi ve bunların bir listesini vermezsem yazımın eksik olacağını hissediyorum. İşte Umwelt’lerinden örnekler verilen canlılar: Kene, arılar, kabuklu deniz salyangozu, sinek, kabuklu midyeler, salyangoz, kavgacı balık, terliksi hayvan, şemsiyeli okyanus medüzü, deniz kestaneleri, karga, bal arısı, deniz tarağı, toprak solucanı, gece kelebekleri, çekirge, tavuk ve civciv, hermit yengeci, yusufçuk kuşu, köpek, dikenlibalıkgiller, köstebek, yırtıcı kuşlar, yaban ördeği, kurbağalar, sincap, karınca, ötücü kuşlar, kabuk böceği ve yaban arısı. Umwelt’inden bahsedilen insanları ise şöyle gruplandırabiliriz: Görme engelli, ormancı, gökbilimci, fizikçi, su altı araştırmacısı, hava araştırmacısı, müzik araştırmacısı ve psikologlar. Son olarak, Uexküll küçük bir kız, köpekler, sığırcık kuşu, bezelye tohumu böceği, hünnap güvesi, göçmen kuşlar ve tavuğun büyüleyici Umwelt’lerinden de söz ediyor. Bunların büyüleyici olmasının sebebi içinde hiçbir tecrübeyle ilgisi olmayan veya en fazla bir defa tecrübe edilmiş yaşantılarla ve sadece özne tarafından görülebilen olgularla dolu olması. Bezelye tohumu böceğinin larvasının henüz taze bezelye çekirdeği içinden yüzeye kadar kanal açma hareketi örnek olarak verilebilir büyüleyici bir Umwelt'e. Larva, yetişkin bir böcek oluncaya kadar henüz sertleşmemiş olan bezelyeyi içinde yetiştiği bir yumurta gibi kullanır. Hiçbir anlam uyaranı ileride böcek olacak olan larvaya ulaşmadığı için burada böceğin larva hâlinden başlayarak planlı olmasının yanında anlamlı hareketler içinde bulunduğu da görülmektedir. Hiçbir algı işareti larvaya, henüz gitmediği ve yetişkin olduğunda içinde sıkışıp kalmak istemiyorsa gitmek zorunda olduğu yolu göstermedi. Açık bir şekilde ifade edilecek olursa larvaya büyüleyici bir tasvir gideceği yolu anlatmaktadır. Bu noktada tecrübe sonucu kazanılan bilinen yol yerine, doğuştan bilinen yol söz konusudur (s. 119). Uexküll’den bu yana “doğuştan bilinen yol” üzerine elbette çok şey söylendi ancak sağlıklı bilgilerim olmadığı için yorum yapamayacağım. Uexküll’ün “doğal plan” kavrayışına burada değinmek yerinde olacaktır. Ona göre, yalnızca duyu deneyimi yoluyla özneye verilene anlamlı denmek isteniyorsa, o zaman yalnızca bilinen yol anlamlı olarak adlandırılabilir, ama doğuştan gelen anlamlı olamaz. Ancak tam da bu nedenle, en yüksek düzeyde planlanmış bir yol olarak kalır (s. 122). Özetlemek gerekirse, insan gruplarında da gördüğümüz gibi Umwelt kavramını oldukça geniş bir şekilde ele alabiliyoruz. Uexküll öznenin kendi bedeninin ne kadarının Umwelt’ine nüfuz ettiği konusunda ise hâlâ hiçbir şey bilmediğimizi söylemiş ama kitabın 90 yıl önce yazıldığını unutmamak lazım. O günden bu yana bu kavram çerçevesinde neler öğrenildiğini ise bilmiyorum. Sonuç olarak, aslında bu Umwelt meselesi, belgeseller, popüler yazılar ve basit gözlemlerimiz sayesinde hepimizin az da olsa bildiği veya düşündüğü bir meseledir. Ancak bu kitabı okumak, bu meselenin zihnimizde bölük pörçük bir şekilde durması yerine derli toplu bir kavramsal çerçeveye oturmuş olmasını sağlıyor. Bu da bizi bu meselenin felsefî çıktılarını düşünmeye götürebilir. Mesela ben kuşlarla ilgili şu iki alıntıda (#246462980 #246463530) paylaştığım Umwelt’leri düşününce kendime şu soruyu sordum: Bilinç bir yanılsama mı? Eğer öyleyse bunu söyleten ne veya bunu söylememiz ne kadar anlamlı? Anlaşılan Daniel C. Dennett okumanın zamanı gelmiş :) Herkese ufuk açıcı okumalar :)
Bilim
İnsanların ve Hayvanların Dünyasında Gezintiler: Görünmeyen Dünyaların Resimli KitabıJakob Johann Von Uexküll · Akademim Yayıncılık · 202321 okunma
··2 alıntı·
1.467 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hayatımda okuduğum [son dönemlerde] en ayrıntılı ve okuması zevkli inceleme olabilir... Gerçekten "inceleme" kelimesinin hakkını vermiş ve ince-ince anlatmışsınız, bayıldım, ellerinize sağlık!!
Megasonik Siklon
Gönderi Sahibi
evelyn Ne hoş, yolunuz açık olsun ve keyifli okumalar :)
Daha serin bir anda okuyacağım yazını kanka. Ayrıntılı yazmışsın bayağı. Sen emek veriyorsun ama karşılığını alamıyorsun çoğu zaman. Neyse biz yararlanırız en azından, şurada 3-5 kişi...
Megasonik Siklon
Gönderi Sahibi
O noktada da bende iş yok :) Ama dert değil, zaten öyle bir beklentim yok, amatörce ve kendi hâlimde olmaktan mutluyum şimdilik, senin gibi birkaç kişi olsun yeter. Bu sitede eril kullanıcıların çoğu için karşıdaki kişinin dişil bir cinsel uzva sahip olup olmaması esas mesele. Dişil kullanıcıların çoğunda da başka paternler var, ama oralara girmeyeceğim :)