Gri gözleri, uzun boyu ve kimsenin çocuğu olduğunu hissetmeyen bir adamın hikayesini okudum. Hepimizin içinde kendimizi ifade ettiğimiz sembolik bir nesne olduğuna inanıyorum. Ana karakterimiz ise zayıf, çevik zargana balığını seçmiş kendisi için. Ya da onun içinde en başından beri vardı belki de. Sahi, ne zaman “Zargana”oldun sen diye sormak istiyorum.
Berlin’de geçiyor bu meşakkatli yollarda çocuk olmanın ötesinde bir yolda yürüyen zargananın hayatı. Gerçek ailesi olmadığını öğrendiği zaman sokaklara vuran bir çocuk var. Kendi kurduğu tiyatroda hem oyuncu hem yönetmen hem de ölümü isteyen bir cellat. 16 yaşındaki Betty’nin sevgilisi olmanın tadına varmış 12 yaşındaki Zargana. Ona iyi davranan daha doğrusu samimi gelen tek kişiye aşık. Tek kadına. Yetişkin olup büyüdüğünde ise planını harekete geçiriyor. Büyük kumpanyanın içinde Koma,Zo, Fuscha karakterleri de var. Ben diyeyim biri aslan terbiyecisi öteki ateş yutan sonuncusu da ikizini yiyen. Kalbini çıplak ellerinle çıkartırsın bu günahkarları izlemeye geldiğinde.
Hakan Günday demiş ki sayfa 192’de “ İçeri gelin. Hayat başlıyor.” O hayatın sonunu Zargana’nın hayallerine saklamış. Bu kitap okunmazsa hangisi okunur bilmiyorum.