Puan vermedi·444 syf.····Okunma: 23 Temmuz 2024 23:44 Selam dostlar Ellen Marie Wiseman’ı Erik Ağacı ile tanıdım. Bildiğim bir konuyu farklı bir pencereden etkileyici bir biçimde anlatmıştı. Ardımda Kalanlar’da ise çok daha fazla etkiledi beni. Hırpaladı, yordu, ağlattı. En güvensiz olduğum konuyu ele almıştı bu kez:Akıl hastaneleri! Uzun uzadıya konuşmak istediğim ve kitabı okuma sürecinde de bol bol hikayelerde konuştuğum bir konu. Yazarın akıl hastanelerinde sağlıklı insanların tutulduğuna dair endişesi kendisini bu kitabı yazmaya itmiş. Bunu kitabın sonundaki röportajında görüyoruz. Tam da bu sebeple kendimi bildim bileli içimi huzursuz eden, korktuğum bir düşünceyi bir yazarda görmek ve bunu kitaba dökecek kadar eyleme geçmesine sebep olması, duruma daha da korkuyla bakmama sebep oldu. Bilhassa 1800lü yıllar ve 1900lü yılların başlarına kadar akıl hastanelerinde ne yazık ki sadece hasta insanların tutulmadığına dair deneyler ve araştırmalar mevcut. Böyle bir şeyi yaşamak bir insanın başına gelebilecek en korkunç şey olmalı. Yazar bu konuyla ilgili endişesi ve yapılan araştırmaların sonuçlarını görmesiyle bir kurgu yaratıyor ve bu kurgunun bazı detaylar olmasa da yaşanmış bir gerçek hayat hikayesi olduğunu bize gösteriyor. Düşünemiyorum. Bilimin yeterince gelişmediği, kime deli denir kim normaldir sorularının yanıtlarını bulmanın kolay olmadığı bir zamanda sağlıklı bir bireye akıl hastası muamelesi yapmak ve onu en vahşi, en can acıtıcı şekilde sözde iyileştirmeye çalışmak fikrini ne zihnim alıyor ne duygularım.
Kitapta iki ayrı zaman dilimi ve dolayısıyla da iki ana karakterimiz var. Clara ve İzzy. İki ayrı kadının başından geçenler aktarılıyor bize. Yaşamlarında çok acı yer alan ve her şeye rağmen yaşama tutunan iki kadın. Yazarın okuru kitaba bağlı bırakması konusunda yeteneği şahane çünkü her bölüm sonunda diğer bölüm için aceleyle sayfa çeviriyorsunuz. Su gibi akıyor denir ya öyle. Tabii bu çalkantılı bir su. Hatta çoğu zaman çağlayan! Öfkeyle kabarıyor, hayatta kalma çabası ise çağlıyor. 430 sayfa nasıl ilerliyor bilmiyorsunuz.
Ruh haliniz bahsettiğim konuyu kaldırabilecek bir haldeyse okuyun elbette. Fakat herbirimiz farklı konulardan fazlasıyla etkileniyoruz. Akıl hastanesinde zorla tutulan insanlarla empati kurmayı kaldıramam diyorsanız okumayın derim.
Son olarak şu çağda bilimin yeteri kadar ilerlemiş olmasını ve akıl hastanesinde sadece ve SADECE akıl sağlığı yerinde olmayan insanların kaldığını ümit ederek noktalıyorum