Kafka’dan okuduğum 12. ve son kitap, an itibarıyla Kafka külliyatının tamamını okumuş bulunuyorum. Tüm kitaplarını kronolojik bir şekilde okumayı tercih ettim ve bu da son kitaptı. Açıkçası son kitaba kadar Kafka kitapları için pek inceleme yazmadım. Ne zaman ki böyle derinlikli ve kült olmuş bir yazar okusam sanki inceleme yapmak benim haddime değilmiş gibi gelir. Ama tüm kitaplarını okumuş biri olarak birkaç şey söylemek istiyorum.
Kafka günümüzde yaşasaydı muhtemelen kendisine bir sürü psikolojik tanı konur ve antidepresanlarla hayata tutunuyor olurdu. Tabii o zamanlarda kaygı bozukluğu, depresyon vs tam olarak isimlendirilmiş değil. Zaten kendisi de bir şeylerin ters gittiğini ama bunun ne olduğunu, neyin sebep olduğunu tam olarak bulamıyor. Ama şunu biliyor ki aslında geçirdiği hastalıkların (verem, akciğer hastalıkları vs) sebebi bu yaşadığı buhranlar ve ruhsal durumu. Ve bence haklı da. Bu durumdan şöyle bahsediyor;
“Ben ruhen hastayım, akciğerlerimdeki sorun yalnızca bu ruhi hastalığın dışarı taşmasından ibaret.” (s. 43)
Peki ne bu Kafka’yı bu kadar bunaltan depresif yapan derseniz de; kendisidir. Milena, Max Brod’a yazdığı bir mektubunda Kafka’dan şöyle bahseder;
“Bence biz hepimiz, bütün dünya ve bütün insanlar, hastayız ve tek sağlıklı olan o; gerçekten kavrayan ve gerçekten hisseden tek saf ve temiz insan o.” (s. 360)
Milena’nın dediğine göre Franz Kafka dünyayı o kadar çok anlıyor ve hissediyor ki bununla başa çıkamıyor. En basit şeyleri yapma gücünden yoksun ve bunun farkında olduğu için de kendisiyle asla barışık değil. Dönüşüm kitabında da dünyaya yabancılaşmasını okumuştuk zaten.
Kendisini asla beğenmiyor ki zaten fiziksel olarak çok çarpıcı bir yanı yok. Zayıf ve çelimsiz bedeni, kemikli yüzüyle çekicilikten yoksun. Peki kadınların çekici bulduğu yanı ne derseniz; kelimeleri. Mektuplaştığı kadınlar Kafka’nın cümlelerine ve edebiyatına tutuluyor. Kafka (bence) o kadınlara değil aşık olmaya aşık. Cümleleri süslemeyi ve aşkını cümlelerde yüceltmeyi çok seviyor.
Birçok kez nişanlanmış ama hiçbir ilişkisi evlilikle sonuçlanmamış. Bir insan bu kadar sevip de neden evlenmez diyeceksiniz. Çünkü Kafka’nın bırakın evlenmeyi sevdiğiyle yüz yüze gelecek kadar bile özgüveni yok. Buluşmaları hep erteliyor çekiniyor ama bir süre sonra bu durumdan da sıkılıyor.
Birkaç kez gördüğünüz biriyle kaç sene sadece mektuplar aracılığıyla ilişki yaşayabilirsiniz?
Kafka da haliyle iki türlü de yapamıyor zaten sonra ilişkileri bir şekilde çıkmaza giriyor. Bunda Milena’nın kocasından boşanmaya cesaret edemeyişinin de payı var. Kocasına aşık değil ama ona sadakatle bağlı ve onu bırakmaya cesaret edemiyor.
Sonuç olarak kitaba gelecek olursak beğendim ya da beğenmedim diyemem çünkü zaten kurgu dışı bir kitap. Bu tarz kitapları beğenme kaygısıyla okumazsınız öğrenme kaygısıyla okursunuz. Çünkü iki insanın özel hayatına giriyorsunuz onların neler yaşadıklarını öğreniyorsunuz. O yüzden bu konuda bir şey diyemeyeceğim ama Kafka’yı anlamak adına okumanız gereken bir kitap. Özellikle Kafka’nın Milena’ya olan bağlılığını anlattığı cümleler çok güzel.
Kitabın içeriği dışında tabii ki bir de yayın evini tebrik etmek lazım. Mektupları açıklamak için çokça çaba sarf edilmiş tüm kaynaklar kullanılmış. Dipnotlar, son notlar çok faydalıydı. Kitabın sonunda Milena’nın, Kafka’nın en yakın arkadaşı Max Brod’a yazdığı mektuplar da var. Hatta Milena’nın birkaç deneme yazısı da var ve bunlara bayıldım. Milena’dan bir kitap okumak çok isterdim size de mutlaka kitabın sonundaki yazılarını okumanızı tavsiye ederim. Benim diyeceklerim bu kadar Kafka defterini burada kapatıyorum. Benim için zor ve uzun bir yolculuktu çünkü hiçbir yere bağlanmayan cümleler, kurgusu sonuçsuz kalan kitaplarla beni çok zorladı. Kafka’nın dünyası zaten yeterince karamsar ve zor onun içine girmek daha da zor. O yüzden fazlaca zamana yayarak okudum.
Bu inceleme de kendini hiçbir yere ve hiç kimseye ait hissedemeyen, kendine bu koca dünyada yer bulamamış O’na hüzünlü bir veda olsun…