·146 syf.····Okunma: 31 Temmuz 2024 13:33 Selamlar.
İnceleme işini sevdim galiba, benlikmiş:)
Çok sevdiğim bir isimle ve bir o kadar değerli bir analiz, eleştiri, analiz ettiği ismin felsefî tartışmalarının, yorumlarının üzerine müthiş bir katkı yapan, katkı ve yorumundan daha müthiş bir isim ve kitapla geldim:
Gilles Delueze- Bergsonculuk!!!
Delueze'nin hayatını da bir ara yazarım umarım. Kitaptaki yorumunu, Bergson ve Bergsonculuk'tan bahsedip kitap analizi ile devam etmek istiyorum.
Delueze'nin felsefî tavrını, felsefeye kattığı yorumları elbette bir kaç paragrafa sığdırmak çok yanlış ve eksik olur kesinlikle. Böylesi bir dehâ'yı değil bir kaç paragraf, kitap ve kitaplar az kalır.
"Sezginin bize gösterdiği ilk şey, yaygın zaman kavrayışımızın aslında zamana yabancı olan, uzama ait ölçütlerle belirlendiği, ama bilincimizin bu zamanın ötesinde kendine özgü içsel bir zamana sahip olduğudur.
Dış dünyaya özgü olan zaman "homojen zaman"dır, eşit aralıklara bölünerek ölçülebilir (sayılabilir) hale getirilmiş, çizgiselleştirilmiş, uzaylaştırılmıştır."
Bergson süreyi uzamdan bağımsız olarak, kendine özgü akışı içinde kavramaya çalışır.
Yoğunluğu eleştirmekle yetinmez, niceliksel yoğunluğun yerine süreye özgü niteliksel bir yoğunluğu koyar. Gerçekten de bizim süremize ait bir duygu yoğunluk değiştirebilir; ama bu, sayısal artıştan ya da azalmadan tümüyle farklılık gösteren ve gösterilen şeylerdir.
İşte tam da burada bir olay veya kişisel durum, hislerde an içinde ve yaşam içinde oluşan değişikliklere şöyle bir yorum getirilebilir:
Bir işi gerçekleştirirken harcadığımız çaba, süreye özgü niteliksel farklılaşmalardan geçerek yorgunluğa dönüşür. Önceleri belli belirsiz hissedilen bir arzu yoğunlaşarak delice bir aşka dönüşür.
Tüm bu dönüşümlerde belirleyici olan, niceliksel değil niteliksel, mekanik değil dinamik, uzamsal değil zamansal, kısmi değil bütüncül bir harekettir.
O yüzden Bergson hakkında şöyle sağlıklı bir yorum yanlış sayılmaz herhalde:
Kitapta da yorumum da gördüğüm bir şey varsa Bergson süreyi uzamdan bağımsız olarak, kendine özgü akışı içinde kavramaya çalışır. Bergson için soyutturlar, çünkü yaşanan zamanı göz ardı ederek onun yerini simgelerle doldurmaya dayanırlar.
Kitaptan şöyle bir örneği yorumlayacak olursak;
"Örneğin, karanlık bir arzunun yavaş yavaş derin bir tutkuya dönüşmesini ele alalım."
Söz konusu arzunun zayıf bir yoğunluğu olmasının, öncelikle onun size yalıtılmış ve adeta içsel yaşamınızın geri kalanına yabancı görünmesinden kaynaklandığını göreceksiniz.
Burada da Delueze'nin yorumundan bahsetmezsek olmaz elbette:
Israrla vurguladığı gibi, uzamsal çokluk derece farklarıyla, sayısal farklarla belirlenirken, çokluk olarak süre doğa farklarıyla belirlenir. Bu da yine Bergson'un uzamdan bağımsız şekilde değerlendirmediğini göreceğiz.
Bergson, bu çoklu ilerleyişi düşünmek için, yaşamsal atılım- Élan vital kavramına başvurur. Ontolojik anlamıyla bellek Sürenin farklı katmanlarının bir arada oluşunu ya da varlığın kendinde halini ifade ediyorsa, yaşamsal atılım da bu katmanların ayrışarak olgusallaşmasını, deneyimin sunduğu çokluğu yaratacak biçimde açılmasını, kısacası varlığın kendi için halini ifade eder. Deleuze ise bu olguyu problemsiz bir problem hâline başvurarak yani kendince yorumunda Bergson'un Süre ve Eşzamanlılık kitabına başvurur. Burdaki asıl amacı ise Bergson'un kitapta(Süre ve Eşzamanlılık) olduğu gibi Einstein ile tartışarak zamanda birliği redderek yorumlaştırmıştır. Einstein'e göre değişen göreli kavramların, zamanların çokluğunu savunmayarak her şeyin sürede eşzamanlı olduğunu, zamanların göreliliğinin kısıtlı bir bilimsel anlamın ötesinde yaşamsal bir anlam taşıyamayacağını öne sürer. Yani Élan vital olgusuna bir kez daha başka bir ismin yorumuna zıt durarak temellendirmiştir. Bergson genel tavır olarak ılıman bir isimdir ve böyle bir durumda zıt durarak açıkçası kendinden beklenmeyen bir durum olarak da gördüm diyebilirim.
Burada Bergson'un esas kaygısı, Proust'a benzer tarzda kayıp zamanın ardından gitmek, geçmişin şu ya da bu anını olduğu gibi yeniden canlandırmak değildir. Söz konusu olan, Deleuze'ün ifadesiyle, "varlığın kendinde halini, "varlığın kendinde saklı durmasının biçimini" düşünmektir.
Hem Élan vital hem de Dolaysız veri yorumu için öncelikle Hegel'in temelini oluşturan diyalektik yorumuna bakılması ve son dönem fenomenologların da üzerinde durduğu mekanik determinizm'e bakmak, bu konu hakkında önemli bir yere götürecektir bizi.
Buna bağlı olarak Kant da duyumsama (alımlama) ve anlama (kendiliğindenlik) yetileri arasındaki ayrım en baştan aşkınsal olarak yani deneyimleri an içerisinde ve süreç içerisinde sürekli bir farklılıklaşma, yenileyici bir depolama alanlarını deneyimlerle temellendirmiştir.
Kısaca Dolaysız veri'ye gelecek olursak,
Bergson Farkın Kavranışın'da(makale) Hegel'in "Belirlenim" kavramının karşısına kendisinin fark kavramını çıkarmıştır. Tam burada Delueze Bergson'un bu tavrını anti-Hegel şeklinde yorumlamıştır ve kitabı okuyacaklar için bunu sık sık göreceğinizi düşünüyorum. Kitap yoğun maalesef ki ben de çok isterdim Delueze'yi ve önemli Bergson yorumunu rahat bir şekilde anlamak ve incelemek ama Delueze'yi okuyorsanız, anlamayı çoğu zaman bazen bir kenara bırakmak gerekir:dd işin şakası bu elbette her ne kadar böyle olsa da detaylı okumalarla gayet açık bir isimdir.
Kendimce bir şeyler karaladım umarım faydam olmuştur, iyi okumalar. İncelemeyi okuyanlara da şimdiden teşekkür ederim, okumayla kalınız:)