Gönderi

Ne nedir?
8/10
·188 syf.··
2024 55. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2024 19:39
Celâl Şengör ün bir önceki kitabında Kim Kimdir sorusu üzerinden ilerleyen kitap, bu kitapta da Ne Nedir sorusu üzerinden ilerliyor. Bana kalırsa ilk kitabın Ne Nedir olması lazımdı. Daha doğru bir sıralama olacağını düşünüyorum. Çünkü iki kitabı da okuyan birisi olarak o ana başlığın önemli kişilerini 1.kitapta zaten okuyoruz. Önce ana başlığı okumak, daha sonra o konu ile alakalı önemli kişileri okumak daha yerinde olurdu. Bildiğiniz üzere Celal Şengör deprem konusunda uzman birisi. Lisansı da bu konu ile ilgili. O nedenle şaşırılmayacak bir durum olarak kitaptaki ilk konu deprem. Kanayan yaramız deprem ile alakalı dinlenilmesi ve danışılması gereken bir kişi bence Şengör. Celal Şengör depremden daha önemli bir konuya değiniyor ama bu bölümde. O da yöneticilerin insan hayatına kıymet vermemesi ve cehalet. Özellikle İstanbul Depremi konusunda bizi ciddiyetle uyarıyor. Olası bir depremle mahvolacağımızı dile getiriyor. Tabiatın intikamının acı olacağından bahsediyor. Celal Şengör kendisi için diğer bir önemli konu olan evrim konusuna da bu kitapta yer vermiş. Bu kısımda uzun uzun evrim sürecinin aşamalarını anlatıyor. Bu konuyu dert edindiği için kitaptaki en uzun bölüm bu bölümdü bence. Dört buçuk milyar yıl öncesinden günümüze kadar olan süreç içindeki evrimin aşamalarını bulguları ile birlikte anlatıyor. Bu bölümde belirttiği bir ifade dikkat çekici: Oksijenli bir atmosfere dönmek, tarihteki en büyük çevre felaketidir. Bu söz beni cidden şaşırttı. İlerleyen bölümlerde insanın bir primat olduğunu belirtiyor ve Türklerin geçmißine giderek yoğurdun Hint-Avrupa kültürüne ait olduğunu dile getiriyor. Daha sonra da evrim konusunun olmazsa olmazı olan Homo Sapiens mevzusuna giriyor. Bu türün günümüze gelmesinin en büyük nedeninin becerikli ve yayılmacı olduğunda saklı olduğunu dile getirmiştir. Medeniyet konusu kitaptaki diğer bir konu. Bu bölümde yaratılış hikayelerinin gerçek dışı olduğundan bahseder. Yani kısaca medeniyetin ana düşmanını din savaşları olarak görür. Diğer bir önemli konu da yine dildir. Dilin düşünce ifade eden bir alet olduğunu ama herkes tarafından bilindiğinde faydalı olacağından, o nedenle dil öğrenmenin faydasından söz etmektedir. Bu kısımda Türkoloji konusundan da yine bahsetmiştir. Din konusunu Celal Şengör çok ciddi şekilde kendine dert edinmiş. Din savaşlarının kültürleri, tarihi eserleri yakıp, yıktığından bahseden Şengör, dinlerin kısaca birer masal olduğundan ve bu konunun Akhenaton'a dayandığından bahseder. Kendini geliştiren önemli kişilerin çoğunluğunun ateist ve agnostik kişilerin içinden çıktığını ifade eder. Bu bölümde ben bir bilgi içeriğinden daha ziyade, bir yönlendirme gördüm. Akıllı isen, kendini geliştirdiysen, belirli bir entelektüel birikime sahipsen kesinlikle ya ateist ya da agnostik olmalısın, yoksa bu tip adam olamamışsındır, okumaya devam etmelisin, öğrenmeye devam etmelisin gibi bir mesajı vardı. Yine Celal Hocanın bir bilim insanı olarak en çok değer verdiği konulardan birisi olan bilim konusuna geliyoruz. Bilim ile ilgili zengin akıl, medeni bakış ve gelişime yatkın bir toplumda daha başarılı olur diyor ki, bu da ülkemizde tahmin edeceğiniz üzere çok zor. Bilim konusunu felsefeye bağlayan Celal Bey, hocasının da sözü olan iyi tanımlanmış problemin yarı yarıya çözüldüğünü bizlere iletiyor ve buradan da felsefe konusuna geçiş yapıyor. Teokratik toplumlar hür tartışma olmadığından gelişmemiştir diyor. Astrolojiyi cahil işi gibi değerlendirir ve bilimsel olarak da açıklar. Altyapısına iner ve bu konunun bir zırvalıktan başka bir şey olmadığını belirterek bu bölümü de sonlandırır. Bu kısımda burçlar, yükselen, alçalan vs saçmalıklarına da girer. Kapitalistlikle ilgili ahlaksızlık içermez ama çoğu uygulayıcısı ahlaksızlıklar yapmıştır diyerek anlatır. Bu dünyadan çok doğru kişilerin de çıktığını belirtir. Yani kapitalist rejim değil, onun parçası olan insanlar sömürücü olabilir der. Cumhuriyet kavramını iyi bir Atatürkçü olan hocamız cazip bir yönetim ama aynı zamanda halkı da kandırabilecek bir yönetim de olabilir diyerek bizlere anlatır ve doğru yönetilen bir yapı olursa fayda sağlayacağını belirtir. Cumhuriyeti anlatınca tabii Cumhuriyetin olmazsa olmazı olan demokrasiye girmeden olur mu? Olmaz tabii ki. Demokraside halkın gücü esastır, ama dini bu işlerden uzak tutmalı diyerek bu kısmı bizlere özetler. Eğitim ve ahlaklı olmanın elzem olduğunu belirten hocamız, bizlere Cesar ve Roma döneminden örnekler vererek bu bölümü de sonlandırır. Osmanlıcılık kısmı ile ilgili bu kavramı bir kabus ve hayaldir diyerek anlatan Celal Hoca, Atatürk'e bu kabustan uyandırdığı için de teşekkür eder. Entelektüellik ile ilgili olarak kazanılan ve kalıcı olan bir makam olarak bahseden hocamız, çalışkanlık ve merakın bunu elde etmek için olmazsa olmaz iki kavram olduğunu bizlere anlatır. Köylülük ile ilgili de yine Atatürk'ü anan hocamız, köylüyü köyden çıkarmadan geliştiren, sanayiyi Anadolu'ya getiren Atamıza sonsuz minnettarlığını belirterek bu bölümü sonlandırır. Dünyaya şanslı ve zengin bir ailede gözlerini açan Celal Hoca, ülkemizin zengin bir ülke olmadığını çünkü elindeki olağanüstü imkanlarını kullanmaktan çok uzak olduğunu belirterek anlatır. Bu kısımda Osmanlı'yı sert bir dille eleştirir ve geri kalmış bir ülke olduğunu söyler. Bilime, sanata, teknolojiye hiçbir faydasının olmadığını belirtir. Üniversite eğitimi konusunda dünyayı yakalamaktan çok uzak olduğumuzu anlatır Celal Hoca. Bunun da ana kaynağının medeniyet olduğunu söyler. Bu kısımda sadece üniversite değil, kütüphane ve laboratuvar eksikliğinden de bahseder. Ne yazık ki haklı olduğunu üzülerek düşünüyorum. Zeka konusunda da iyi kullanılırsa koruyucu bir zırh, kötü kullanılırsa öldürücü bir silah olarak bahseden Celal Hoca, bu mevzuda seçimi bize bırakmış. Sanat konusuna farklı bir pencereden bakmıştır. Evrensel olmadığını, kabul edilmek durumunda olunan saygı duyulacak bir şey olmadığını belirtmiştir. Yani kişide uyandıra caklarına odaklanmıştır. Bilim ve sanatı olmayan bir medeniyet olamayacağını ilerleyen kısımlarda belirterek bu bölümü de sonlandırmıştır. Kitabın adında da olan cehalet konusu ile ilgili toplumun bahsettiği gibi mutluluk getiren bir şeyolmadığını, cehaletin verdiği zararın, bilginin verdiği zarardan çok daha fazla olduğunu belirtmiştir. Ki zaten bu konu ile alakalı da ülkemizde dolu mağduriyet yaşamışızdır. Son olarak da bir kelimenin doğru kullanılışı ile alakalı olarak bizlere bilgi sunmuştur. Yanlıştan da öte saçmalıklarla alakalı olarak ''Zırva'' kelimesini kullanın arkadaşlar diyerek bizlere tavsiyede bulunur. Celal Hoca'yı tanıyanlar bilir ki, kendisi sert bir üslubu olan, dini ve siyasi konularda özellikle çoğunluğu rahatsız edebilecek ifadeleri olan bir yazar. Kendisini fazlasıyla iyi geliştirmiş bir insan olduğunu ve bu davranişlarından yine tahammülsüz birisi olduğunu düşünüyorum. Yanlış olduğundqn kendince emin olduğu konuları insanların tartışması belli ki onu rahatsız ediyor. O nedenle bu konuda hassasiyetleri olanları ciddi anlamda rahatsız edecek bir çok ifadesi mevcut. Bizi araştırmaya sevk edecek bir çok noktaya da değinmiş. Bu kitabı başlangıç kitabı olarak da yorumlamak da fayda var. Kitaba puanım 8.
Edebiyat
Cehaletten Kurtulma SanatıCelâl Şengör · Masa Kitap · 2024363 okunma
·
3.422 Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kitapla ilgili hiç bir soru kalmadı kafamda Emre Bey okumasam mi acaba :)))
Emre Bulut
Gönderi Sahibi
Hepsini anlattım 🤣 yok örnekler iyiydi. Onlar okunmalı.
Tavsiyenizi dikkate alıyorum saygılar efendim:))
Türkoloji konusunda neyden bahsediyor kısaca anlatır mısınız
Emre Bulut
Gönderi Sahibi
Çok basit anlatmak tabii kolay değil. Divan-ü Lugat-it- Türk ile başlıyor. Bu kısımda harita çizimi ve Çin Mete dönemine gidiyor. Uzman olarak da Türkoloji konusunda Rus ve Almanları işaret ediyor. Daha sonra da önemli Türkologlar ile ilgili bilgo veriyor.
👌🏻🙏🏾
Emre Bulut
Gönderi Sahibi
😇👍🏾