Rüzgar Gibi Geçti, Amerikan İç Savaşı arka planlı bir aşk romanı. Saplantılı aşkların, ihtirasların yer aldığı kitap aslında yeniden küllerinden doğup, tekrar tekrar ayağa kalmanın romanı oldu benim için.
Scarlett O’Hara, geleneklere göre yetiştirilmiş, her erkeğin aşık olduğu, çok güzel bir kızdır. Teni bozulmasın diye güneşten bile sakınan biri iken çıkan savaşta aç kalması, sonra bu açlıktan kurtulmak için eşinin işlerini devralması, bir kereste fabrikası satın alıp işletmesi benim için takdire şayan. Toplumun sosyal etiketlerine hiçbir zaman uymamış, feminist bir kızdır Scarlett O'Hara. Değişen dünyaya uyum sağlamayı, diğerlerini hiçe sayarak yapar ve başarılı olur. Kadının toplumdaki görevinin sadece güzel olup daha sonra da anne olabilmekten ibaret olduğu bir dönemde, Margaret Mitchell muhteşem bir kahraman ortaya çıkarmış. Tabi bu durum aşk için pek geçerli değil. Ashley Wilkes'e saplantılı aşkı, burnunun ucundaki, onu gerçekten seven Rhett Butler'i görememesine sebep olmuştur.
Okurken Scarlett'e kızmamak elde değil. Kesinlikle başarıları beni çok mutlu etti ama aynı şeyi aşk hayatı için söyleyemem. Bazı yerlerde aşırı sinir oldum. Özellikle kölelere karşı tüm o tutumlar dönemin ruhunu çok iyi yansıtsa da insan yapılanları bir kabul edemiyor.
Kitap üstüne söylenebilecek çok fazla şey var ama aynı zamanda yok. İlber Ortaylı'nın da Amerikan İç Savaşı'nı daha iyi anlamak için tavsiye ettiği, kült eserlerden Rüzgar Gibi Geçti.
Artemis Yayınevine yazı puntoları için serzenişte bulunmadan incelememi bitirmek istemiyorum. O kadar ufak yazılıp basılmış ki kitap, bazı yerlerinde büyüteç kullanmayı bile düşündüm. Yine de farklı bir yayınevine bakıp kitabı okuyabilirsiniz...