Nuri Pakdil in okuduğum ilk kitabı. Günlük yazılar şeklinde. Belki de bir günce. Hissi anlatımı ile bize iç dünyasını aktarıyor. Bize göre durgun bir insanın içi, neyle darmadağındır, nasıl bir kalabalıkla nasıl bir duygu tufanıyla baş eder, onu gösteriyor. Cümlelerini defalarca okuduğum, harika bir kitaptı.
Kim bilir, sokakta rastgeldiğimiz biri belki de ÇELİK ADAM'dır. İçinden geçenlerin binbir hayretiyle, ayrılıyordur İstanbul'undan. Bir şiir oluyordur elvedası "Göç: patlaması mütemadiyen geciken bomba mı?" (s.22)
Sessiz sessiz otururken, içinin trafiği onu incitiyordur. "Bazen, başımı ayrı mı taşısam, diye de düşündüğüm oluyor; çünkü, aşırı gürültüyle dolu içi." (s.41) serzenişiyle bir çare mi arıyordur?
"Filistin'i biraz daha sıkıştırdım derimde." (s.19) derken şehre doğru yürüttüğü davanın yekpare dirilişidir belki.
Bu adam, kaleminden çıkanlarla kahraman olmuş, "kalem kalesi"nin muhafızı. "Hayat ağırsıklettir: daima her şeyden ağır çeker." (s.35) der. Türlü yarayı içinde barındırır. "Varolan düğümleri daha da kördüğümleştirmeden geçinebilecek miyim?" (s.33) dese de daima kendine inanır.
ÇELİK ADAM, dili döndüğü kadar susar. Bir daha dinler içini. Onda "Yazı: doruk noktasına ulaşmış aşktır." (s.29)
Günlük telaş ve kargalaşalar içinde kalmıştır. Ayıklamaya çalışır gündüz tortularını, fakat daha çok dibe çöken kendidir.
"Çelik adam, başını kalbine iyice yaslamak istiyor." (s.48) Zaten dervişlik kalbin hüneri değil mi?
Derviş HüneriNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 2014426 okunma