Kurucu Felsefenin Antropolojisi
10/10
·528 syf.··
2024 15. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2024 14:56
20. yy dünyada ve özellikle Avrupa’da son derece karışık/karşıt fikirlerin, bugün anlamları değişen sayısız varsayımın ardından gidenlerin dönemi. Bugünün imkanlarından çok uzak bir “yakın geçmiş”ten bahsediyoruz. Bu yakın geçmiş bize ne koşullarda geldi? Arka plandaki düşünüş neydi? İnsanlar nasıl hangi fikirlerle karar aldılar? O dönemi şekillendiren fikirler bugün geçerliliğini koruyor mu? Gibi sorulara cevap arayan lisans ve üstü düzeyde okurlar için son derece faydalı bir araştırma kitabı. Yazar, Atatürk’ün ve aslında dönemin ruhunu besleyen/oluşturan entelektüel birikimin kendi tabiriyle arkeolojisini yapmış. Beş ana başlıkta konuları toparlamış: hukuk, sosyoloji, ekonomi, siyaset, bilim- kültür. Klasik demokrasinin iki kanadında yer alan iki görüşün temsilcisi: Eşitlikçi, toplumsal iradeci Rousseau güçler birliğini; hürriyetçi, bireysel özgürlükçü Montesquieu güçler ayrılığını savunuyor. Cumhuriyetin kurucu kadrosu “milli hakimiyet” söylemiyle bireyden değil toplumdan yana yani Rousseau’dan yana pozisyon alıyor. Cumhuriyettin milli egemenlik (solidarizm) anlayışını besleyen diğer unsur Durkheim sosyolojisi. Atatürk’ün ifadesiyle “Sınıf mücadelesi yerine ictimai intizam ve tesanüd temin etme” önem kazanıyor. Solidarizm (devletçilik, sosyal demokratlık v.s) dönemin liberal ve sosyalist akımlarının ortasında bir üçüncü yol. “Solidarizm anlayışı hüküm sürdüğü sürece Türkiye'de sınıf kavramı en çekinilen sözcük oldu. Sınıf mücadelesinin reddi solidarizmin ana şiarını oluşturdu. Dünya krizinin giderek yoğunlaştığı iki dünya savaşı arası evrede var olanı korumak temel kaygıyı oluşturdu. Sınıflaşmanın kentleşme sonucu oluştuğu vurgulandı. Kimi çevrelerde toplumu çökerten sınıf mücadelelerinden kaçınmak için kentleşmenin önlenmesi gerektiği ileri sürüldü. Bu Türkiye'de de kaygı doğurdu. Nitekim yukarıda da belirtildiği gibi Tek Parti programında köylücülük ön plana çıktı. Köy duru, saf ırkın ya da ulusal değerlerin arandığı ortam olarak tanımlandı. Sınıf sorunu tüm Tek Parti döneminde sürekli tartışıldı. Sınıf esası üzerine siyasal ve sendikal yapılanmalara izin verilmedi. Sınıf alerjisi İkinci Dünya Savaşı ertesine kadar devam etti. Bu tartışmaların ilk fitilini Ziya Gökalp ateşlemişti. “Sınıf yok, esnaf var" onun özdeyişleri arasındaydı. Gökalp'in üç özdeyişi Tek Parti dönemi Türkiyesi'nin yönelimlerini ifade edecekti. Bunlar "sınıf yok, esnaf var", "fert yok, cemiyet var” ve “hak yok, vazife var"dı.”
Tarih-Araştırma
AtatürkZafer Toprak · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020166 okunma
·
86 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.