·60 syf.····Okunma: 26 Temmuz 2024 00:00 Bu kitabı az önce bitirdim. Kitap okuma alışkanlığımı kaybettiğim ve geri dönmek istediğim için dün Zweig'in beğenilen ve akıcı olduğunu düşündüğüm bir eserini aldım. Bu kitaptaki duygu aktarımını "Korku" kitabına benzettim, o kitabı da bayağı beğenmiştim. "Korku" kitabı psikolojik olarak gericiydi ve bu kitaptan da o benzer tadı aldım.
Amok Koşucusu, Amok hastalığı
----------------------------------------------------------------------------
İlk duyduğumda anlamlandıramadığım kitabın ismi olan "Amok Koşucusundaki Amok", psikiyatrik bir hastalıktır. Amok hastalığı, bireylerde ani şekilde gelişerek bir anda alevlenen bir tür bilinç kaybı ve cinnet geçirme durumunu ifade eder. Hastalığın gelişiminin zorlu kültürel ve çevresel faktörlere bağlı olduğunu ve en yaygın Malezya'da görüldüğünü de okumuştum.
Kitabın da ismini aldığı Amok Koşucusunun hikayesi ise şu şekildedir: Sıradan ve iyiliksever bir Malezyalı; sarhoş, oldukça duygusuz, umursamaz ve donuk bir haldeyken birden ayağa fırlayıp hançerini kapar ve dosdoğru sokağa koşmaya başlar. Sokakta karşısına çıkan hayvanlara, insanlara hançerini saplayıverir. Öyle ki saçılan kan yığını onu daha da sinirlendirir ve durdurulamaz bir hal alır. Tiz çığlıkları ve ağzından çıkan köpükler ile sürekli ama sürekli koşar. Sokaktaki herkes onun durdurulamayacağını bildiğinden birbirlerini "Amok!" diye uyarıp kaçışırlar, ta ki biri onu vurup yere serene kadar. Bu tarz hastalar kendilerine geldiklerinde çoğumuzun duyduğu o "Bana ne oldu bilmiyorum" cevabını verirler. Cinnet doğrultusunda içlerinden adeta bir canavar çıkıyor diyebiliriz. Kitabımızdaki doktor da bizzat kendisine Amok teşhisi koyuyor ve kitapta kimi zaman kendi hikayesi ile Amok Koşucusunun hikayesini bağdaştırıp aralarında benzetmeler yapıyor.
Kitabın Konusu
----------------------------------------------------------------------------
Bir gün bir kadın, ana karakterimiz olan doktora bir yardım ihtiyacı için gelir. Başta lafı gevelese de en sonunda mesafeli ve kararlı bir şekilde bu isteğini dile getirir. Aynı zamanda kimseye söylememesi ve tedaviyi yerine getirdikten sonra burayı terk etmesi için de doktora yüklü bir miktarda rüşvet teklifinde bulunur. Doktorumuz kadının kararlı, dominant ve planlı oluşundan içten içe çok etkilenir. Fakat "isteyen değil, istenilen olmalıyım" diye düşünür ve sözde kadının bu davranışlarına çok sinirlenir. Gizli saklı gelen kadından "peçe ile doktora mı gelinir" diyerek peçesini kaldırmasını ister. Kadının güzelliğini görünce bir anlık ahlaksız düşüncelere kapılıp kadına buna yönelik bir teklif yapar. Kadın ise bu hadsizliğe karşılık orayı hemen terk eder ve kitap gerçek anlamda başlar. Olayın ardından doktorumuz büyük bir vicdan azabına gömülür. Kadına karşı olan mahcubiyetini telafi etmek, ona kendini affettirmek ister ve bunu bir saplantı haline getirir. Tıpkı Amok Koşucusu gibi onun peşinden koşar. Biz de bu olay çerçevesinde gelişen trajik kurguyu ve karakterimizin muazzam tasvirlerle yansıtılan psikolojisini, Amok'u okuruz.
Genel düşüncelerim, tespit
----------------------------------------------------------------------------
Düşününce, bu kitabın yazım dili eğer bu kadar etkileyici olmasaydı, psikolojik detaylar bu kadar iyi tasvir edilmeseydi bu kitabı beğenmezdim. Zaten Zweig'in kitaplarını öne çıkaran gücün konudan çok yazım dili olduğunu düşünüyorum. Akıcılığı, etkileyici tasvirleri, gerçekçiliği, okuyucuya kitabı yaşatması...
Bir incelemede Zweig'ın mekan tasvirlerinin yetersiz olduğuna yönelik yorum okudum. Açıkçası bunu düşününce buna katıldığımı fark ettim. Mekan betimlemeleri psikolojik tasvirler kadar iyi değil ve bir noktada eksik kalıyor. Tabii bir yazardan tüm edebi isteklerimizi karşılamasını bekleyemeyiz. Fakat şunu söyleyebilirim ki: Zweig, psikolojik betimlemeler konusundaki edebi ihtiyacımı fazlasıyla karşılayarak kitap okuma isteğimi arttırdı.