·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ağustos 2024 13:31 Biricik Mösyö Fournier yine yakınıyor bir şeylerden. En büyük düşmanı ve kadim dostu yalnızlıktan, bu sefer. Bütün oksimoron cümleleri, edebi dili ve alaycı karakteriyle şenlendirici bir hüzün çökertiyor insanın içine. Bu dünyada yalnız kalmayı en az isteyecek kişi olarak, bu dünyada yalnız kalmış bir adamın yakarışı. Her şeyin tamamen bitmiş olduğunu ve yarınların yeni umutsuzluklardan fazlası olamadığını düşünmesine karşın, yine de alaycılığını sürdürüyor, bir çocuk şenliği içeriyor tüm cümleleri. Muhtemelen onun yaşamda kalış biçimi bu, yani onun yaşamda kalabilmesini sağlayan, bu alaycılık. Her şeyle dalga geçebilen bu çocuk sayesinde yaşamaya devam edebiliyor, tüm yalnızlığına rağmen. Evet tek yalnız o değil ama bu onu yalnızlığından kurtarmaya yetmiyor. Basit bir telkinin ötesine geçemiyor "Tek Yalnız Ben Değilim" demek, bunun bilincinde olmak. Çünkü yalnız sıfatının çoğul haline Fournier'in kafasının basmadığı gibi benim de kafam basmıyor. Yalnız olan kişiler bir şekilde yalnızlar olmaya başladıktan sonra zaten yalnızlıklarını yitirmek zorundalar, ya da bu "yalnızlar" eğer yalnızlıklarını bitiremiyorlarsa zaten bir "-lar" a dönüşemiyorlar. Bu yüzden, var olmak adına tutunacak tek şey absürt oluyor yazar için de belli ki. Yalnız Şeytan'ın şerrinden absürde sığınarak kurtarıyor yazar kendini. Çünkü absürde sığınan, yaşamda bir anlam olsa da olmasa da bunu umursamaz ve hepsini keyifli bir alaycılıkla karşılar YALNIZCA.