Herkesin, daha dünyaya geldiği ilk andan beri, toplumda bir yeri ve rolü vardır. Bu, yaşam içerisinde biçimlenir, değişir, dönüşür. Zaman içerisinde daha çok bu rollerin içine girmemiz, belli kurallara uymamız ve gerekli sorumlulukları almamız beklenir. Kurallara uyulduğunda, toplumsal roller kabul edilip buna göre davranıldığında bir problem görülmez. Ancak bir gün, başına bir şey gelsin/gelmesin, bir nedeni olsun ya da olmasın; kuralların dışına çıkıldığında, farklılıklar görüldüğünde, kişi sürüden ayrıldığında toplumsal kabul ortadan kalkar. Toplumun farklılıklara tahammülü yoktur çünkü. Yenilik, değişim istemez.
Farklılıklar çeşitlendirilebilir. Örneğin; dış görünüşle ilgili olabilir, fikir farklılıkları olabilir... Her ne çeşidi olursa olsun bunları kabul ettirmek oldukça zordur. Bir değişim, dönüşüm eğer toplumsal rolü etkiliyorsa tüm insanlar tarafından dışlanmaya sebep olabilir.
İnsanları memnun etmek zordur. İstediğiniz kadar uğraşın, herkesi memnun edemezsiniz. Mutlaka memnun olmayan birileri çıkacaktır. Kendinizi geri plana atıp sürekli başkalarını düşünseniz de, kendinizi onlara adasanız da, sadece onların iyiliği için çalışıp çabalasanız da, hep fedakarlık yapsanız da, ömrünüzü sadece başkalarının mutluluğu için harcasanız da... Bir gün yapmadığınızda ya da yapamadığınızda her biri silinip gider. Hatta o kadar alışırlar ki duruma, bunlar zaten kişinin yapması gerekenler gibi görülmeye başlar. O an yapmadığınıza bakarlar, önceden yaptıklarınıza değil.
Karşılıksız sevgi yoktur! En yakınınız bile olsa, kimse kimseyi karşılıksız sevmez. Bir annenin çocuğunu sevmesinin bile nedenleri vardır. O kendi geninden, kendi kanındandır mesela... Bu sevginin altında mutlaka beslenen bir şeyler vardır. Ve bir gün bunlar bittiğinde, kişi o rolden çıktığında verilen sevgi, ilgi, değer de geri alınır. Hatta günü gelir kişi bir fazlalık, yük olarak görülür ve bir an önce kurtulunması gerektiği düşünülür. Bu durumda ölümünüz bile pek bir etki yaratmaz. "Öldü, bitti" der geçerler.
Gregor... Başına gelenlere ne şaşırıldı ne çözüm arandı. Yalnız bırakıldı, hor görüldü, dışlandı. Ailesi için çalışıp didinirken sevdiler de, olduğu yerde dönemeyecek duruma geldiğinde her şey bitiverdi. Ne ilgi, ne sevgi, ne merak... Görmek bile istemediler. Oysa o hâlâ bu durum düzeldiğinde ailesi için - özellikle kız kardeşi için - yapacaklarını düşünmeye devam ediyordu...
Franz Kafka bu eserinde aslında az sözle çok fazla şey anlatmış. 64 sayfalık bir kitapta o kadar çok anlam var ki... Anlatımı oldukça yalındı. Bir solukta okunabilecek, akıcı, hem düşündüren hem yüzleştiren bir kitap #k:143537. Okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.