Yetişkinlerin dünyasında biz çocuklar sadece birer figürandık. Ses yapma, ona dokunma, ağlama, bağırma, onunla oynama... Sürekli eğlenecek oyunlar bulmanın cezasıydı bu sözler. Çünkü yetişkinler kendi mutsuzlukları içinde bizim mutluluğumuzu istemiyordu. Oysa çocukluk bu değil miydi zaten? Hayatın acı gerçeklerini tatmadan önceki o masalsı mutluluk durağı. Fakat bazılarımız vardı ki çocukken bile çocuk olamamıştı. Birilerinin sorumsuzluğunu sırtlanmışlardı ya da birilerinin altın kafesine kapatılmışlardı. Sahte ışıltılarla süslenmiş odalara kapatılan ruhsuz çocuklardı onlar. Kimisi mükemmel olamamanın suçluluğu altında gözyaşı dökerken kimisi yalnızlığıyla oyunlar oynar, yalnızlığına sarılıp yatırdı. İşte biz de burada çocuk olamamış çocukların dünyasına gidiyoruz. Bu dünyada çocuk olabilmek için çabalayan iki küçük görüyoruz. Kızımız zenginlik ve şatafat içinde sevgiden yoksun büyümüş somurtkan biriyken, oğlumuz yıllarca hasta olmamak için dış dünyaya korkuyla bakan ve yalnızlığıyla baş başa büyümüş biridir. İki çocuğun bir olunca ıssız ve ruhsuz bir malikaneyi nasıl bir harikalar diyarına çevirdiğini görmek şaşırtıcı değil. Gizemli ve ölü bir bahçeyi o çocuksu çabalarıyla dirilterek çocuk olmanın hem güzelliğini hem de iyileştirici gücünü bize gösterdiler. Onlarla birlikte kırlarda koştuğumu, hayvanlarla konuştuğumu, çiçekleri büyüttüğümü, doğayla iç içe olduğumu, mutlu olduğumu iliklerime kadar hissettim. Kızımız oyunlar oynarken, bahçeyi güllerle donatırken, yavaş yavaş gülmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenirken, yüzümde benden habersiz oluşan o tebessüm... Oğlumuz kızımızın izinden giderek iyileşirken, yalnızlığın ıssız mağarasından kurtulup kalabalıklara karışırken, kalbimde hüküm süren o ılık his... Uzun zamandır unuttuğum çocukluğun o masum dokunuşu ruhumun raylarında son sürat ilerleyip kendi sokağında durduğunda, durup düşündüm ben hiç gerçekten çocuk olabilmiş miydim? Bilincimdeki hangi anılar durağında çocukluk anılarım çürümekteydi? Ben mi onlardan habersizdim yoksa bedenim mi çocukluktan habersiz büyümüştü? Anlamıştım, binlerce yetişkin hiç çocuk olmadan büyümüştü. Bundandı çocukluğun o saf neşesinden nefret ediş. Bundandı çocukluğun güzelliğine öfkeleniş. Çünkü o güzelliği yaşayamamak, çirkin bir eksikliğin hep aradığımız ama hiç bulamadığımız o parçasıydı.