PAUL AUSTER, 1947’de ABD’nin New Jersey eyaletinde, Newark’ta doğdu. Daha 12 yaşındayken, önemli bir çevirmen olan amcasının kitaplarını okuyarak edebiyata büyük bir ilgi duymaya başladı. Columbia Üniversitesi’nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okuduktan sonra dört yıl kadar Fransa’da yaşadı, Fransız yazarlardan çeviriler yaptı. 20. yüzyıl Fransız şiiri üstüne önemli bir antoloji hazırladı. İlk kez 1987’de New York Üçlemesi adlı yapıtıyla büyük ilgi gördü. Daha sonra Ay Sarayı, Kehanet Gecesi, Köşeye Kıstırmak, Son Şeyler Ülkesinde, Leviathan, Şans Mü-ziği, Timbuktu, Yanılsamalar Kitabı, Yükseklik Korkusu, Brooklyn Çılgınlıkları, Yazı Odasında Yolculuklar, Karanlıktaki Adam ve Sunset Park romanları, Yalnızlığın Keşfi adlı anı-romanı, Kırmızı Defter adlı öykü kitabı ve Kış Günlüğü adlı anı kitabı birbirini izledi. Auster 30 Nisan 2024 tarihinde aramızda ayrıldı.
İnsanların sadece renklerle var olduğu bir zamandayız. Mekanlar gerçek mekanlar ama kişiler muğlak ve sorgulamaya açık. Mavi, bir özel dedektif tuhaf bir insan belli başlı rutinleri hayata dair kaygıları ve sıra dışı bir yaşantısı var. Bir gün Beyaz isimli bir müşteri ile kesişir yolu, beyaz turuncu cadde'de oturan Siyah'ı izleyip onun hakkında anbean raporlar vermesini ister Mavi'den. Mavi işi alır ve gölgesi gibi izlemeye başkar Siyah isimli kişiyi. İşte olay burada çetrefilli bir hal almaya başlar Siyah'ın hayatı çok tanıdık gelir Mavi'ye bu izlediği hayatın içinde kaybolmaya başlar biz okuyucular da zaman ve mekanı kişilerin kim olduğunu unutur bu kayboluşa alet oluruz evet alet oluruz bir büyüye kapılır gibi. Siyah'ın hayatı ile Mavi'nin hayatı benzeştikçe sıradanlaşan hayatlarımızı, konfor alanlarımızı, aynılaşmalarımızı düşünürüz en azından ben düşündüm diyeyim..
Bu kitap polisiye roman şablonu ile ele alınıp polisiyenin duvarlarını yıkıp klişe bir adam izleme olayından kişinin takip ettiği hayatla aslında kendini izlemesini işleyen büyülü gerçekçi bir noktaya değiniyor. Paul Auster yapılmayanı yapıyor, kişiyi izlerken kendini de sorguluyor mesela bir yerde şöyle diyor kahraman : “Böyle bir duygu bu : hiçbir şey gibi. Kendini, bir odada oturmaya ve hayatının sonuna kadar bir kitap okumaya mahkum edilmiş gibi hissediyor. Çok tuhaf bu, yarı yarıya hayatta olmak, dünyayı sözcükler yardımıyla görmek, başkalarının hayatları aracılığıyla yaşamak.”
Çok tuhaf evet yarı yarıya hayatta olmak, bölünmek, varlığını başka düzlemlerde irdelemek.. Ezcümle New York üçlemesinin ikinci kitabı da bende farklı hisler uyandırdı Eylül ayında üçüncü kitabı da okuyup yakın zamanda yitirdiğimiz Auster'ın diğer kitaplarını da edineceğim.. Hayaletler