Yine bir Orhan Pamuk vakası, biri bana gerçekten iyi bir kitabını önerebilir mi yazarın?
Yoksa gerçekten tüm kitapları bu ayarlarda mı?
Kendimi Orhan Pamuk'u okurken, Ubisoft'un açık dünya oyunlarını oynuyormuşçasına yorgun ve bitkin hissediyorum.
Hani böyle ortada ürün var, malzemesi de kaliteli ama üretici nasılsa ben ne yaparsam, tüketici tüketecek mantığı ve güveni ile ortaya böyle bir Pou oyunu koymuş.
Sessiz ev, ismi ne kadar manidar, keşke kitap da manidar olaydı. Fikir güzel, karakterler fena değil ama bu yazarın üslubu beni çileden çıkarıyor.
Arkadaşlar, değerli okuyucular benim OKBm var ve dikkatim bazen çok hızlı dağılabiliyor, o yüzden kitaba odaklanabilmem için kendimi kitabın karakterleri ile özdeşleştirmem gerekiyor.
Tam böyle kitaptaki karakter olmak üzereyim, o üslup yok mu, o yazım biçimi, benim gırtlağıma Freddy gibi çöküyor. Elm sokağında gibi hissediyorum kendimi.
Yav biz neden tam olaya ve karaktere kendimizi kaptırmış iken olay ve olgudan bağımsız, bağla.m dışı karakterin saçma hatıraları arasında ve hezeyanları arasında kayboluyoruz, bir daha soruyorum! Neden?!!
Hayır mevzu ile alakası yok ya karakterin anımsayıp hissettiklerinin, bir anda karakterin canı öyle istediği için yazar paşamızın keyfi yüzüne kitaptan kopuyoruz okuyucular olarak.
Sessiz ev eski bir İttihatçı'nın gözden düşüp Gebze taraflarına yerleşmesi ile başlıyor diyebiliriz.
Selahattin adlı bu doktor, kafayı Şark'ı aydınlatmaya takmış ama kendisi de kendinden bihaber bir narsist.
Fark ettim de Orhan Pamuk kitaplarında özellikle karakterlerinde çok fazla narsistik vurgular yapıyor.
Her neyse ya, kuram kasamayacağım Orhan Pamuk için.
Selahattin de tipik bir Refik vakası ama daha uç bir karaktere sahip. Şark'ı aydınlatmak için komple o kültürü yerle yeksan etmek gerektiğini düşünüyor, çünkü Selahattin'in keyfi öyle buyurduğundan fakat Selahattin kitapta oldukça az bir yere sahip.
Asıl odak noktası Selahattin'in ve Fatma'nın torunları olan Faruk, Nilgün ve Metin özelinde dönüyor kitap.
Bunlar yaz tatili için babaanelerini ziyarete gelirler ve saçma, sıkıcı bir olaylar silsilesi başlar.
Life is strange kadar duygusal bir silsile.
Tokyo ghoul animesinin kalitesinde(!) bir silsile.
Faruk bir tarihçi ama hayattan medeti kesmiş bir alkolik fazla söze lüzum yok; Metin şımarık, elindekilerle yetinmeyi bilmeyen, aşağılık kompleksinden muzdarip bir hasta onu da geçelim.
Nilgün ve Recep karakterleri oldukça ilginç ama Nilgün çok ger planda olduğundan varla yok arası bir karakter elde bir tek Recep kalıyor.
Recep, Selahattin'in gayrimeşru çocuğu ve meşru evliliğinden karısı Fatma'nın öfkesi dolayısı ile cüce kalmış, masum cefakar bir beyefendi.
Recep dışında kitapta elle tutulur bir tane olgu yok ya. İncelemeye bile değmez.
Ey okuyucu! Eğer vaktin kıymetli ise bir tane karakter için değmez bu kitabı okumaya. Haydi selametle!