Bozkırın Üç Çiçeği: Seyfi, Nurten ve Müfit
Puan vermedi·212 syf.··
2024 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2024 01:24
Bozkır Çiçekleri, Selçuk Baran’dan okuduğum ilk kitap oldu. Selçuk Baran’ın daha çok öykü yazdığını biliyorum. Elimde birçok öykü kitabı olsa da öncelikle romancılığını görmek istedim. Bozkır Çiçekleri, 70’li yılların Ankara’sında geçen bir hikâyeyi konu alıyor. Son bölümden anladığım kadarıyla da 1980 gibi son buluyor. 3 ana kahraman üzerinden olaylar ilerliyor. Bu kahramanlar; Seyfi, Nurten ve Müfit. Roman başından sonuna kadar tahmin edilebilir bir yapıda ilerliyor. Klişe bir konuya sahip olduğunu söylemek de mümkün. Yalnızlık, sıkışmışlık, gurbette tutunma çabaları ve aşk. Romanı okurken hüzünlü bir havanın size eşlik ettiğini hissediyorsunuz. Kahramanların en mutlu anında bile bir burukluk var sanki. Roman Seyfi’yi merkeze alarak başlıyor. Önce onu tanıyoruz; gurbetten Ankara’ya gelişi, annesiyle yaşamı, iş hayatı derken Nurten’i tanımasıyla hayatı değişiyor. Seyfi çok genç, toy bir delikanlı. Daha on sekizinde iş hayatına atılıyor, annesine bakıyor. Hayatı yeni yeni öğrenirken karşısına iş arkadaşları çıkıyor. Nurten ise Seyfi’den yaşça büyük, tecrübeli, başından birtakım olaylar geçmiş genç bir kadın. Mutsuz, insanlara olan güveni sarsılmış, herkese soğuk, âdeta taş gibi davranan bir kadın Nurten. Hayat onu bu noktaya getirmiş. Olayların detayına girmeyeceğim fakat karakterlerin özellikleri üzerinden bazı şeyler söylemek istediğim için bu detayları veriyorum. Bölüm bölüm kahramanlarımızı tanırken en sonunda Müfit’e geliyoruz. Müfit bir entelektüel, romandaki en aydın kişi. Tabii Seyfi’ye haksızlık etmemek lazım, o da çok okuyan, öğrenmeye oldukça aç biri. Ama Müfit başka. Müfit, Seyfi’nin arkadaşı ve hayranlık duyduğu bir insan, bir rol model. Onun düşünceleri, olaylara bakış açısı Seyfi için hayranlık sebebi. Bu romanda benim dikkatimi çeken olay örgüsü değildi. Bana göre olay örgüsü zayıf bir roman. Durağan bir örgüye sahip, başta da dediğim gibi ne olacağını az çok tahmin ediyorsunuz. Ben o olacaklara hiç değinmeden yazıyorum ki tadımız kaçmasın. Fakat benim dikkatimi çeken, karakterlerin işlenişi, iç dünyalarının yansıtılışı. Hepsinin yarım kalmış bir yanı var. Hepsinin hayali başka. Sanki hepsinin bir yanı güdük kalmış. Seyfi hep bir şeyler arıyor, bir şeylerden korkuyor. Nurten insanlara güvenemiyor, sevgisinden emin olamıyor. Müfit ise romandaki en uç karakter, toplumdan kopuk biri. Bu birbirinden çok farklı üç insanı bir araya getiren ise bozkırın ortasındaki Ankara. Karakterlerin işlenişi, onların iç dünyasının yalın ve etkileyici anlatılması bu kitaptan aldığım edebî hazzı artırdı. Yazarın başarısının da burada saklı olduğunu düşünüyorum. Kitabın ismindeki bozkır çiçekleri de işte bu kahramanlarımız. Bozkır çiçekleri; ince, narin ama kıraç toprağa ve gecenin soğuğuna dayanabilecek kadar güçlü çiçeklermiş. Öyle okudum ama bu çiçekleri pek bilmiyorum açıkçası. Seyfi, Nurten ve Müfit de tıpkı bu bozkır çiçekleri gibiler. Hepsinin ince, narin bir yanı var ama aynı zamanda yaşam, hepsini sertleştirmiş, dayanıklı hâle getirmiş. Bunları yazarken de aklıma Gülten Akın’ın ‘‘İlkyaz’’ adlı şiiri geldi. Şiirin başında ‘‘Ah, kimsenin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya’’ diyor şair. Vaktimiz el verse, ince şeyleri anlasak da bazen yine bildiğimizi okuyoruz sanırım. Seyfi’nin aşkı gibi, Nurten’in aldığı kararlar gibi, Müfit’in düşünceleri gibi. Toplum baskısı, bilinmeyene duyulan özlem, yalnızlık buhranları insanların içinden geldiği gibi davranmasına genellikle engel oluyor. Bu romanı konusundan ziyade üslubu ve konuyu ele alış şekli için okumanızı tavsiye ederim. Severek okudum, yazarın kalemiyle tanıştım ama bence Selçuk Baran’dan buna nazaran daha iyi bir eser okuyacağım, öyle hissediyorum.
Bozkır ÇiçekleriSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20211,274 okunma
·
580 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.