“Ruhumuz ve kalbimiz, sevmek ve sevilmekle doyar ancak… İşte bizim için namaz kılmak, hem bizi, hem sevdiğimiz herkesi, hem onlara karşı kalbimizdeki sevgiyi, hem onların kalplerinde bize olan sevgileri aynı anda yaratanı sevdiğimizi, hem her şeyden ve herkesten çok sevdiğimizi göstermenin en güzel yoludur.” Namaz konusu bu kadar güzel ve keyifli anlatılabilirdi, diyorum. Kitaptaki betimlemeler, benzetmeler insanın içinde edebî bir zevk de uyandırıyor. “Gökte olanların, yerde olanların, Güneş’in, Ay’ın, yıldızların, dağların, ağaçların ve bütün canlıların Allah’a secde ettiğini görmedin mi?” (Hac Sûresi, 18. âyet) Son olarak namazın beş vakit olmasındaki güzellik öylesine hoş anlatılmış ki... buraya o paragrafı bırakıp kitapla kalın, diyorum. “Her gecenin sonunda, gözlerimizin önünde, apaçık bir mucize yaşanır uyumamız ve dinlenmemiz için üzerimize örtülen o koyu lacivert ve inciler gibi yıldızlarla işlenmiş gece örtüsü, sabaha doğru usul usul kaldırılır. Allah’ın sıcak sarı güneşi, erguvan renkli serin merhabalarla, tatlı esintili günaydınlarla, uzak tepelerin, dağların ve ormanların arkasından, sessiz ve sedasız beliriverir. Bu büyük bir olaydır! Eğer her sabah değil de, mesela on yılda, yüz yılda bir gerçekleşecek olsaydı, hiçbirimiz yataklarımızda duramaz, yeryüzünün bu en muhteşem mucizesine şahit olmak için, daha güneş doğmadan kalkar, evlerin balkonlarına, çatılarına, yüksek tepelere, geniş düzlüklü ovalara çıkar, birazdan yaşanacak mucizeyi daha rahat görebilmek için, deniz kıyılarına sahillere koşar ve heyecanla beklemeye başlardık. Oysa ha her sabah, ha yüz yılda bir! Ne değişir? Güneşin doğuşu her türlü mucizedir. “ Dersimiz NamazÖzkan Öze