İlk olarak Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç kitabı sayesinde tanışmıştım Hüseyin rahmi Gürpınar'la. Dili, anlatımı, üslubu, konulara bakışı ve ele alış şekli açısından dönemindeki birçok yazardan sıyrıldığını söyleyebilirim. Biraz mizahi, güldürmeye yönelik bir dille anlatması ve bunu çağlar sonra bile başarabilmesi ise onun dilinin ne kadar kıymetli, ne kadar güzel olduğunun bir kanıtı.
Bu kısa öykü (roman pek denemez gibi) kitabının hikayesi ise, ilk olarak yarısını yazıp, yayınlanması için gazeteye göndermesiyle başlıyor. Gelgelelim Ahmet Mithat Efendi yazıyı okuduğunda çok beğense de yazarını gördüğünde "Bu eseri sen yazmış olamazsın çocuk," diyor ve Hüseyin Rahmi Gürpınar da birçok kez başına gelen bu durum karşısında üzülse de bu onu kamçılıyor ve eserini tamamlıyor. Böylece gazetede yayımlanmaya hak kazanıyor öyküsü ve bu şekilde gazetede öyküleri yayımlanmaya başlıyor.
Bu öykünün yazım yılı 1889. 1931 yılında ise Peyami Safa'nın Fatih-i Harbiye kitabında, benzer konulara değindiğini görünüyoruz. Osmanlı'da zamanla artan batılılaşma, insanların kendi gelenek ve kültüründen bağımsız, farklı bir kültürü benimseme çabasını ve yankılarını anlatıyor iki kitap da. Açıkçası Peyami Safa'nın dili daha ciddi olduğundan değil fakat batılılaşmayı topyekun kötü bir şeymiş gibi gösterdiği için sevememiştim Fatih'i Harbiye eserini. Hüseyin Rahmi ise bunu çok daha nüktedan bir dille, halkın kendi özünü nasıl kaybettiği, insanların özentiliklerinin cehaletle birleşerek ne boyutlara vardığı yönüyle ele alıyor ki benim görüşlerim açısından çok daha yakınlık kurduğum için olsa gerek, yaklaşımını oldukça sevdim. Günümüzde de benzer durumlar olduğunu söylemek mümkün, o yüzden zamansız bir eser diyebilirim sanırım. Umarım herkes bu kitabı okur, alabildiği alır ve hayatta hiçbir zaman Şöhret'in düştüğü