Daniel Mason Lucius, 1. Dünya Savaşının patlak verdiği dönemde bir tıp öğrencisidir. Gerçek bir hastaya bile doğru düzgün dokunamamaktan şikayetçi olan Lucius, arkadaşının da teşviğiyle savaşı bir fırsat bilerek, savaş doktoru olarak cepheye gitmeye karar veriyor. İlginç “vaka”lara yakından tanık olmayı bekleyen karakterimiz, tam anlamıyla aradığını bulabiliyor mu tartışılır. Bu ilginç “vaka” ların ailesi, çocukları, arkadaşları, hobileri, meslekleri olan sıradan “insan”lar olduğunu, savaşan askerlerden ibaret olmadıklarını farkederek adeta bir uyanış yaşıyor.
O bu uyanışı yaşarken Avusturya İmparatorluğunun aynı askerleri için bakış açışı çok farklı. İmparatorluk kendi çocuklarındansa iki askere bir tüfekle, mukavva ayakkabılarla savaşa yolladığı Polonyalı, Çek, Macar, Rumen, Rutenyalı askerleri ne kadar “insan” olarak görüyor acaba? Uzuvlarını kaybeden askerler, salgınlardan ölen, açlıktan kırılan insanlar; masa başında bakılınca durduğu gibi durmasa gerek.
Yer yer karakterin içinde bulunduğu ufak tefek ve rastgele olayların, hayatında ne büyük yol ayrımlarına sebep olabileceği ihtimali ensenizde bir ürperti hissetmenize sebep oluyor. Savaş zamanlarında, insanların hayatının ne kadar kolay altüst olacağını size tekrar hatırlatıyor D. Mason.
Savaşı bize bir tarih kitabı edasıyla değil, Lucius’un hikayesiyle kesiştirerek yapıyor ki böylece zorlama bir dil ortaya çıkmamış oluyor, ırmağın akacağı yolunu buluşu gibi…
Kış Askeri