Puan vermedi·1062 syf.····Okunma: 16 Ağustos 2024 13:09 Anna Karenina'yı, Orhan Pamuk ona bu kadar değer verdiği ve en önemli edebiyat dersi olarak gördüğü için okudum. Saf ve Düşünceli Romancı'yı okumaya başladığımda, onu okuyabilmem için, önce başka bazı kitapları ve Anna Karenina'yı okumak gerekeceğini düşünüp bırakmıştım. Şimdi de Anna Karenina'yı bitirdim.
Nabokov sonsözünde: "Şunu keşfetti Tolstoy: (Hiç kuşkusuz, kendisi de bilemedi keşfini) Yaşamı, çok hoşa gidecek bir biçimde, tastamam, biz insanoğullarının zaman duygusuna denk düşecek biçimde canlandırmanın yöntemini..." derken, Anna Karenina'yı daha iyi anlatamazdı.
Gerçekten de benim gibi bir okurun; romanda anlatılan olaylardan 150 yıl sonra, başka bir ülkede, başka bir dilde, Anna'nın yaşadığı toplumdan tamamen bihaber bu romanı okuyup Anna'nın - hem de bütün diğer karakterlerin - duygu ve düşüncelerini hissetmesi, bunları okumaktan keyif alması, ancak böyle bir anlatımla mümkün olabilirdi.
Anna'nın Vronski'yi garda gördüğü ilk an, ardından Vronski ile dans ettikten sonra tren yolculuğundaki heyecanı, Levin'in çiftliğinde ilkbahar, biçilen otlar ve köylüler, Vronski'nin soluk kesen at yarışı, Anna'nın kocasına itirafı, Levin ile Kiti'nin tebeşirle birbirlerine yazdıkları, Levin'in kardeşinin upuzun ölüm anları, Anna'nın Seryoja'nın 10. doğum gününde onu görmeye giderken yaşadıkları, Seryoja'nın duygu dünyası, Varenka ile Sergey İvanoviç'in kısacık ve başlamadan biten aşk öyküsü, Kiti'nin zorlu doğumu ve Levin'in hisleri, Doli'nin hayatı ve ailesi hakkındaki düşünceleri ve bunları Anna'yı gördükten sonra tekrar yorumlaması, Anna'nın içinde büyüyen kıskançlık ve huzursuzluk, Kiti ile son karşılaşmalarında her ikisinin hissettikleri, ardınan Anna'nın intihar ettiği o pazar günü gördüğü, yaptığı, düşündüğü her şey, Levin'in çocuğuna ve inancına karşı hissedeceğini düşündüğü şeyleri her ikisine karşı da hissedememesi ve hayatın normal akışına devam ettiğini keşfetmesi... Tüm bunlar öylesine canlı, öylesine gerçekti ki. Levin'in kardeşinin bir karakter olarak ilgimi çekmemesine rağmen ölümünde kendimi o kadar kötü hissettim ki sakinleşmek için okumayı bırakmak zorunda kaldım. Kiti gibi iyilik timsali bir baş karakterin ölmeyeceğini bilmeme rağmen, doğum sırasında, Levin'inki kadar için daraldı. Vronski'nin Anna'yı aldattığına ya da ondan sıkıldığına dair hiçbir bilgi verilmemesine rağmen Anna'nın onu intihara sürükleyen kaygı ve şüphelerini paylaştım.
Kitabın Anna'nın intiharıyla bitmesi iyi bir son olabilirdi; ama Anna'nın göremeyeceği, öte yandan bizim görebileceğimiz "Peki sonra ne oldu?" sorusunun cevabı için kitabın devam etmesine sevindim. Ancak Vronski'nin acısını kısacık anlatmaktan başka, Anna'dan bir daha hiç bahsetmemişti Tolstoy. Buna çok üzüldüm. Aleksey Aleksandroviç'in, Doli'nin, Kiti'nin, Levin'in bu konudaki duygu ve düşüncelerini öğrenmek, Vronski'nin evindeki Anna'nın portresine ne olduğunu, Karenin'in Ani hakkında ne düşündüğünü, bu ölümün Seryoja'ya söylenip söylenmeyeceğini ve tepkisini bilmek isterdim. Onun yerine, Vronski'yi savaşa - kısaca ölmeye - uğurlayıp haddinden fazla neşeli Stepan Arkadyeviç ile birlikte Levin'lerin mutlu çiftliğine gönderildik hep beraber. Kitabı okumaya başladıktan bir süre sonra kitabın Anna ile değil Levin ile ilgili olduğunu düşünmüştüm; sonuyla beraber bu düşüncemde haklı olduğuma kesin olarak karar verdim. Nabokov'a göre kitabın yedi baş karakteri var (Anna, Vronski, Karenin, Doli, Oblonski, Kiti ve Levin) ama bence Tolstoy bunlardan birini seçecek olsaydı, Anna'yı değil Levin'i seçerdi.
Son olarak eklemeliyim ki Nabokov'un son sözü, kitabın kendisi kadar önemli. Bu son sözü benim de bir kez daha okumaya ihtiyacım var. Kitap hakkında eşsiz bir değerlendirme, hem de birçok konuya dair aydınlatıcı bir açıklama. Kesinlikle atlamayın.