8/10
·272 syf.··
2024 8. kitabı
youtube.com/watch?v=q0FDwfN... theater of the mind adıyla aldous huxley'nin anlatımıyla sunulan radyo tiyatrosunu başa iliştiriyorum. yazacaklarım kitabı okumuşlarla bir sohbettir. öncelikle keşke bu radyo tiyatrosunu daha evvel keşfetmiş olsaydım, sanırım en güzel sesli kitap versiyonunu radyo tiyatrosuyla bulmuşuz. kitabı sesli kitap şeklinde hatmettim, dolayısıyla kafam baya bulanık. kafamda bazı raflar var, kitap okunur, film izlenir, müzik dinlenir şeklinde. ancak ilk kez yaptığım bu şeyde bir ironi buldum. bizi esir eden teknolojiden bahseden kitabı, dikkatimi tamamen bulanık, beynimi sisli hissettiğim bir okuma serüveniyle tanımış olmak ilginçti. bilim-kurgu, distopya gibi türlere hiç ilgi duymadığımı zannederken kendini çok sevdiren bu kitap ve yazarı günlerdir anlamaya çalışırken buldum kendimi. kitapta beş çeşit sınıflama var. seçilmişler alfa, ardından beta, gama, delta ve epsilon geliyor. alfaların görünüşü dahi seçkin. güzeller, yakışıklılar. betaların görüntüsü ve özellikleri de alfalardan daha aşağıda. deltalar işçi sınıf, sürekli uyuşturucu -soma- kullanıyorlar ve işçilikleri beden üzerine. -diğerleri çok önemli değil benim açımdan.- buradaki bütün sınıflar zaten soma kullanıyor, dozları değişken de olsa herkesin soma kullanarak yaşadığı kusursuz bir devinim içinde olan cesur yeni bir dünya yaratılmış. somanın işlevini mustapha mond çok güzel anlatıyor john'a "gözyaşlarından arındırılmış hritsiyanlık bu" "ahlakı yanında bir şişede taşıyabilirsin" diyordu. yani ihtiraslarımız, arzularımız, zayıflıklarımız, zaaflarımız, hislerimiz olmadan o melek forma gelebiliyoruz. bizi özel kılan bu oluyor. irademizi elimizden aldıklarında acı çekmemize, sınanmamıza ve büyük sevinçler yaşamamıza imkan kalmıyor. john bunları arzuladığında yine mustapha mond çok öz bir şekilde açıklıyordu bunu: "sen mutsuz olma hakkını istiyorsun" diyerek. her lezzetin ancak zıttıyla kaim olduğunu düşününce john'un mutlu olma hakkının da buna bağlı olduğunu düşünmüştüm. yine somayla insanlıkları elinden alınan deltaları ele almak istiyorum. mustapha mond onlar için "günde yedi saat çalışıyorlar, daha kısa da çalışmak isteyebilirler ama çalıştıktan sonra ne yapacaklar?" diyor. geçenlerde bir radyoda dinlemiştim. konuklar sohbet ediyor, sabah erken saatte kalkmak ve bütün işlerini öğleye dek bitirmenin ne güzel olduğunu konuşuyorlar. biri şöyle dedi "ee erken bitince ne yapıyorsunuz?" yapacak bir şey mi var edasıyla sorulan bu soru, bana deltaları düşündürdü. yaptığımız iş her ne olursa olsun, hangi gruptan "gözükürsek gözükelim" bizler zihni esir alınmışlarız. zamanını nasıl yöneteceğini bilemeyen, tüm boş vakitleri ipotekli, iradesi kalmamış cesur yeni dünya insanlarıyız. küçük çocukların erotik oyunları itiraf etmeliyim ki benim inanılmaz içimi acıttı. çocukların güle oynaya oynaması, yetişkinlerin de "bedenin herkesindir" şiarına uyması ve herkesin bedeninin herkese sunulması çok korkutucu geldi. kitapta bahsedilen her türden grubu bir şekilde gerçek hayatta duymak çok korkutucu geldi. bahsedilen cinsel yaşamın kamusallığı bütün bireyliği, özelliği, mahremi, sınırları ortadan kaldırıyor. ve ilginçtir, bana kitapta cesurca gelen bu değildi ki bu daha korkunç. cesurca olan john'du. yeni dünyanın tek umudu john olabilir, bu demektir ki her yeni dünya düzeninde cesurlar da olacak. -yalnızca yorum, huxley'nin bunu kastettiğini sanmıyorum- ve benim için asıl can alıcı olan ve kitabın tüm kurgusundaki ana temalardan biri de, koşullama. uyurken dinletilen kayıtlarla orada üretilmiş insanların zihni kontrol altına alınıyor. şu an bunu yapan ciddi sayıda bir kitle var. buna çok kolay bir biçimde youtube algoritmasıyla da denk geliyoruz: uyurken öğren, yabancı dil, uyurken dinle meditasyon, uyurken beden imajinasyonu yap gibi kişinin ihtiyacına binaen çok çeşitli şeyler var. günümüz dünyasının yeni gerçeği, olumlamalar da koşullamanın bir yöntemi. kitapta da insanların gece dinlediklerini, gündüz gayet doğal bir akışta tekrar ederken görüyoruz. bu kitapta anlatılan her şey çok gerçek, irademizin bir şeylere, bir yerlere, birilerine bağlı olduğu, zihnimizin koşullamayı kabul ettiği, toplumdaki sınıflar, cinsellik ve toplum normları da dahil olmak üzere. acil haz duygusu, çok tanıdık geldi. hemen iyi olmalıyım duygusu da bizim mevcut dünyamızın yeni gerçeği. instagram bu anlamda bunun gösterim platformu. tüm bunlar, esasen koşullamanın farklı temalar üzerindeki işlevini anlatıyor. toplum eğer çocuklarda erotik oyunların normal olduğunu kabul ederse koşullanarak, bu toplumun normu olur. yani bilinenin aksine, önce norm sonra normal oluşmaz. kişi eğer, tüketimin doğruluğuna koşullanırsa bu defa onu geri dönüştürmenin çılgınlık olduğuna inanır. mevcut toplum geri dönüşümün doğruluğuna koşullandığı için polyesterden ve plastikten dönüştürülmüş kıyafetler üretiyor ve bunu satışa sunuyor. kimisi buna inandığı için bunu kullanmaya koşullanıyor. kendimizi tanımlama biçimimiz, ailemizden aldığımız eğitime bağlı oluyor, bu eğitim de esasen uyanık-uykuda devam eden yıllarca süren koşullamadan başka bir şey değil. çünkü aile "iyiyi" "telkin eder" aile mefhumu da cesur yeni dünyada huxley'nin öngörüsüyle hiç edilmiş gözüküyor. bunu mevcut toplumda gördüğümüzü zannediyorum. insanların evlilikten uzaklaşması, cinselliği evlilik dışında ve herkesle yapabildikleri bir aktivite olarak görmeleri de kitapta bahsedilen yeni bir toplum düzeni. bu kitaptan şu kıymetli sonuca vardım, koşullamalar insanın varlığı için akıl almaz derecede önemli. john'un annesi linda ölümüne yakın yine ilk öğrendiklerini hatırlıyordu, sonradan öğrendikleri onda ilk öğrendikleri kadar kalmamıştı bunda her ne kadar aşırı doz somanın etkisi olsa da, ilklik ilkesinin bir etkisini göstererek bana çocuklukta öğretilenlerin yani koşullandırılanların hayati önemini hissettirdi. ancak yine kitaptaki bir örnekle, vahşi bölgede yaşayan linda'nın cesur dünyadaki öğretilerinden sıyrılıp annelik duygusuna kavuşması da bir koşullama sonucudur. yani insan, inandığı her neyse odur.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
·
259 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.