·460 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Kasım 2017 04:11 Zweig'ın okuduğum kitapları arasında bana en çok keyif veren, etkileyen kitabı oldu. Satranç, Bir Kadının 24 Saati ve Bilinmeyen Bir Kadından Mektuplar öykülerinden aldığınız o muazzam tat, hikayelerin kısa oluşuyla birlikte bir kıvılcım gibi parlayıp aydınlatıyor, aleve ise dönüşemeden sönüyordu. Bu romanda ise bu kıvılcımın bir aleve dönüşerek içinizi tam anlamıyla ısıttığına, zaman zaman da canınızı 'yaktığına' şahit olabilirsiniz.
Çünkü kitabın konusu da yakıcı, incitici. Hayatının en hareketli döneminde prangalar gibi koltuk degneklerine zincirlenmiş ruhun çırpınışları ile merhamet duygusu içerisinde bir girdapta savrulur gibi kararsızliklar gölgesinde sağa sola carpıp yıkan bir karakterin öyküsü, ayrıntılı ve derin bir psikolojik analizle anlatılmıştır.
Merhamet duygusunun bizde yarattığı değişimler sonucu aldığımız kararların zaman zaman yaratıcı onarıcı etkisinin yaninda nasil da yıkıcı olabileceğini anlatir bize.
Aslında kitabin girişinde bu merhametten güzel sekilde bahseder. Birinde acı karşısında kendimizi bir tür koruma ic gudüsüdür. Digeri ise yapici olandır ve yardımı dokunandır. Birincisi cehennemin kapısını açabilirken digeri huzurun alt yapısı olabilir.
Merhametin yanında toplumsal ilişkilerin ya da kalıpların da insanin kararlarıni ve karakterini nasil bir şekle sokmaya zorladığını görebilirsiniz.
Kitabın bir diger düşündurdüğü şey de şu oldu: Vicdanı yaralı ve pişmanlıklarla dolu bir insan, bu hayatta cehennemi yaşamış olduğudur.
Kitabın sonlarına doğru, hayatına son veren bir yazarın iç huzursuzluğun hayaletlerinin gezindiğini hissediyor insan.