Detaylı Analiz
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2024 22:05
1.1 Hikmet Tehlikeli Oyunlar yabancılaşmanın ana karakter Hikmet Benol üzerinde kurgulandığı bir eserdir. Hikmet Benol’un yaşantısındaki detaylar toplumdaki yabancılaşma meselesinin bir yansıması olarak ortaya çıkar. Eser boyunca vurgulanan noktaların her biri ana karakterin yabancılaşmış kimliğini ortaya çıkarmada etkilidir. Romanın ilk bölümü olan ‘Gecekondu’ adlı bölümü Hikmet’in geçmişte olan bir anı mı, yoksa gördüğü bir rüya mı olduğu bilinmeyen bir hayal ile başlar. Hikmet’in yaşadığı bilinç akışı, okuyucuya verdiği intiba ile daha ilk bölümde görülmeye başlar. Hikmet Benol, ardından gördüğü rüyadan sıyrılıp bir gecekondu içerisinde uyanır. Gördüğü rüyanın ana teması, geçmişteki yaşantısı içerisindeki ezilmişliğwi ön planda gösteren bir kâbus niteliği taşımaktadır. Atay’ın, ana karakteri bu tür bir ortamda gösterip ve ardından yeni bir dünya içerisinde başlatmasının nedenleri vardır. Hikmet’in gecekondularla çevrili bir dünyada bulunmasının ilk nedeni, kendini hayatı boyunca ezilmiş hisseden karakterin yeni bir dünyaya, hayata, başlama isteğidir. Bu sayede yeni bir başlangıç yapabilecek ve kendini geçmişe nazaran daha başarılı hissedebilecektir. Her ne kadar bu başlangıç okuyuculara göre uyku ve uyanıklık halinde bulunduğu ilk kâbus sahnesinden sıyrılıp gerçek dünyada yeni bir başlangıç yapma gibi gözükse de roman içerisindeki belirsizlik okur için yoruma açık bir ortam hazırlar. Bu eser bir kâbusun devamı mı yoksa gecekonduların içinde yeni bir hayata başlangıç mı sorgulamasını sunar. Her ne kadar gecekondunun gerçekliği belirsiz olsa da Hikmet’in bu mekân seçimi içerisinde bir intikam duygusu yer alır. Hikmet, gecekonduya taşınarak geçmişteki insanlardan kaçarak onlardan ezilmiş duygularından ötürü intikam almaya çalıştığını ve onlardan uzaklaşarak kendi içerisinde bir intikam aldığını düşünmektedir. Halbuki bunu gerçekleştirirken Hikmet, herhangi bir köy veya taşraya taşınmamıştır ve bir gecekonduyu tercih etmiştir. Bu da Hikmet’in her ne kadar insanlardan uzaklaştığını düşünse de aslında onlara karşı farklı bir yakın ilişki kurmuştur. Bu da bazı sözlerinde göze çarpmaktadır. “İnsanlardan kaçıyordum Bilge, sonunda onlarsız yapamayacağımı anladım.” (Atay 135) Hikmet Benol, eser boyunca tüm baskın seslerin etrafında çevrelendiği bir karakter olarak yansıtılır. Her ne kadar romanın sesi içerisinde tanrısal anlatıcı, romantizm, şiirsel, ben-anlatıcı şeklinde yazımlar gerçekleşse de bu seslerin arka planında her zaman Hikmet’in olduğu görülmektedir. Romanı incelerken anlatıcı okur ilişkisi içerisinde en fazla göze çarpan niteliğin de bu ‘Kakofoni’ olduğu aşikârdır. Kakofoni, eserdeki birden fazla bireyin veya bilinç ile bilinçaltındaki seslerin birbirine karışmasıyla okuyucuda kafa karışıklığı yaratan durumlardır. Kafa karışıklığı her ne kadar okuyucu tarafından hoş görülmese de, eserdeki duygu durum kargaşasının yansıtılmasında yardımcı olur. Bu sayede okuyucu, Hikmet Benol’un bilinçaltının dışavurumunu gözlemleyerek onun arkaplanındaki Oğuz Atay’ı görebilir. Her ne kadar anlatımın arka planında Hikmet’in olduğu bilinse de ortam, bir ses karmaşasının olduğu ve anlatımların birbirine karıştığı bir ortamdır. Ayrıca okuyucuya ve eleştirmenlere yansıtılan Kakofoni, Hikmet’in sesinin arka planında da asıl gerçek sesin Oğuz Atay olduğu fikrini ortaya koyar. Her ne kadar bu teori olarak ortada kalsa da aynı zamanda ana karakter ve yazarın birbirinden ayrılması gerekmektedir. Kakofoni’nin okuyucu üzerinde verdiği bir diğer izlenim ise bilinçakışıdır. Hikmet’in sesinin belirsizliği ve arka plan içerisinde sürekli devir daim bir şekilde bulunması, onun bilinçakışı ile birlikte gerçek olup olmadığı bilinmeyen bir macera içerisinde kaybolduğu izlemini verir. Bu da karakterin yabancılaşmasına riayet eder. 1.2 Benol Postmodern durumun ortaya çıkışıyla birlikte tüm bilgilerin anında edinilebildiği bu üst düzey teknoloji toplumunda, tüm iletişim olanaklarına karşın insanın yalnızlaşması, çevresine ve kendisine yabancılaşması süregelmiştir.(Ecevit 57) Postmodernist anlatı ile beraber bireyin kendisiyle baş başa kalması ve kendisiyle yüzyüze gelmesi birey-insan çalışmasını ortaya çıkarmıştır. Eleştirel bilinç, yabancılaşmanın temelini oluşturan yansımadır. Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar gibi bir itiraf metnidir ve Oğuz Atay’ın içindeki yazarın yansımasını oluşturmaktadır. Tehlikeli Oyunlar’ın, Tutunamayanlar’a nazaran daha baskın ve içten bir ‘insanın kendisiyle hesaplaşması’ temasının gözlemlenmesinin sebebi, kara anlatıdan kaynaklanır. Bunun nedeni, yaratıcılığın özgürlüğün kaynağının karanlığın içindeki acıdan, yalnızlıktan, aykırılıktan almasıdır. Bu nedenden ötürü olumsuz insan tiplemesiyle Oğuz Atay, bir kurgu çerçevesinde otobiyografik anlatımıyla insanın karanlık bölgesini daha kuvvetli bir şekilde anlatabilmiştir. Kurmacanın içerisindeki bir diğer yabancılaştırıcı etki de Atay’ın mizah/ironi ögelerine çokça yer vermesidir. Örnek olarak, Hikmet’in her ne zaman Sevgi ile bağlantılı bir söz söylemesiyle birlikte cümlenin sonuna ‘Ha-ha’ ekleyerek alaya alması, içindeki yabancılaşmanın ironiye vurulmasından kaynaklanır. Bu da onu bir kötü karakter tasvirinden alıkoyar. Atay, karakterlerinin içindeki karanlığı dışa vurarken bir yandan da ironik diliyle onu baskılar. Bu da Atay’ın karakterlerinin ürkünç olmadığını ve belirli bir seviyede bulunduğunu gösterir. Genel olarak ise, Tehlikeli Oyunlarda eserin tamamına yayılan bir ironik ton bulunmaktadır. ALINTI: ‘Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiç bir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha.’ Hikmet’in kendisine ulaşma çabası metnin odağı olarak bulunmaktadır. Bu odak yükselen eylem şeklinde ilerlemiş ve ardından doruk noktasına ulaşmıştır. Dış etkenlerden soyutlanmış bir şekilde ilerlemeye çalışan ve yeni baştan kurmak istediği bir öz varlık haline gelmek istemektedir. Bunu ilk başta gecekonduya taşınarak ve ardından kendisini izlemek ve bilinçaltında kendisiyle yüzleşerek ulaşmaya çalışmaktadır. Gecekondu, onun kendisiyle baş başa kalması için oluşturulmuş kurmaca mekandır ve birnevi onun tiyatro sahnesidir. ALINTI: ‘’Özellikle gecekonduya geldikten sonra, bütün rezilliklerimi çekinmeden sergiledim. Hatta bunları birer marifetmiş gibi göstermeğe çalıştım. Bu ülkede eksikliğini duyduğum ‘insanın kendiyle hesaplaşma meselesi’ni bizzat kendime uygulayarak bu meselenin ilk kurbanlarından oldum. Aslında, meselenin ciddiyetine dayanamadığım için, oyunlarla durumu örtbas etmek istedim.’’ Hikmet hem etrafındaki insanları, Hüsamettin Albay’ı, Nurhayat Hanım’ı, Bilge’yi, hem de kendisini oyuncu olarak oluşturmuş hem de objesi kendisi olan bir gözlemci yaratmıştır. Hikmet, kitabın birçok bölümünde kendisinden H. olarak bahsetmiştir. Kendisini bir bireye nazaran bir gözlemci olarak kendisiyle hesaplaşan bir obje olarak kurgulamıştır. Kendi gerçek benine ulaşmaya çalışan ana kişi, Atay tarafından simgesel bir isimle adlandırılır. ‘Benol’. Oyun, eserin temel kurgusal sembolizasyonu olarak kullanılan ve aynı zamanda eserin isminin de ilham kaynağı olan motiftir. Oyun motifinin asıl ilham kaynağı, Eric Berne adlı psikiyatrinin kaleme aldığı ‘Hayat Denen Oyun’ adlı bilimsel eserdir. Hem Tehlikeli Oyunlarda hem de Berne’in eserinde oyun kavramı, kötü oyunlar ve iyi oyunlar olarak ikiye ayrılır. Kötü oyunlar, bireyin kendi benliğinden koptuğu ve artık yapmacık, kendi benliğinin dışında bir benlik şeklinde toplum içerisinde hareket ettiği oyunlardır. Her oyunun kendine has bir hilesi ve kurnazlığı vardır ve aynı şekilde insanların hayatı boyunca oynadığı kötü oyunlarda da karşı tarafı aldatmaya ve kendi zaafına çekmeye yönelik eylemler gözlemlenir. Oynanılan oyunlar, gerçekleştirilen eylemlere göre de evlilik oyunu, arkadaş oyunu, öğrenci oyunu vb. şeklinde isimlendirilebilir. İyi oyunlar ise, bireyin kendi benliğine ulaşmaya çalıştığı ve yüzleştiği, gerçek benini yaşadığı oyunlardır. Hikmet Benol, hayatı boyunca kötü oyunlar oynamış ve geçmiş yaşantısı olarak kabul edebileceğimiz kabusundan sıyrılarak, kendi benine ulaşmak için gecekonduya taşınıp saf bir başlangıç yapmaya çalışır. Böylelikle, bundan sonra oynayacağı oyunları kendi başına oynayarak gerçek benini yaşayabilecektir. Eserde Hikmet Benol’un benliğine yabancılaşmasının doruğa çıktığı an Hikmet’in kendisini numaralandırarak farklı kişiler haline getirdiği kısımdır. Bilge’nin gecekonduya ziyaretiyle beraber hayali gecekondu ortamının gerçeklik ve hayal arasındaki çizginin bozulduğu zamandan sonra Hikmet, gerçek ve hayalin birbirine bulandığı zaman bilinçakışı artar ve geçmiş yaşantısı ile şimdiki zaman içerisindeki benliğini farklı kişiler olarak yansıtır. Böylelikle insanlardan kaçtığı gecekondu ortamındaki benliği ile geçmiş yaşantısındaki benliğini ayrı tutar. Böylelikle okuyucunun karşısına bir Hikmet değil, birden fazla numaralandırılmış Hikmet’ler çıkar. Aynı zamanda, gerçeklik dışı oyun karakteri Hikmet de aralarında yer almaktadır. Hikmet Benol, bu Hikmetleri oyun yazısı şeklinde yazar ve birbirleri ile konuşturur. Bireyin kendisini hem bir oyun yazarı, hem birden fazla farklı oyuncu hem de seyirci olarak görmesi yabancılaşmanın da doruğa çıktığına dair bir göstergedir. ‘Bu anlattığım Hikmet III, doktor. Onu, arkadaşlarıyla kaptıkaçtının içinde bırakalım ve biraz da başka Hikmetleri anlatalım. Bir de Sevgi’yle evlenen Hikmet II var. Hikmet IV de Bilge’nin sevgilisi. (Atay 347) BÖLÜM 2: SEVGİ VE BİLGE Atay, eserdeki karakterlerini adlandırma aşamasında bu adlandırmaları rastgele değil belli olgulara göre sıralamıştır. Bilindiği üzere Tehlikeli Oyunlar da, Tutunamayanlar gibi bir itiraf metnidir. Bu eserlerde Atay kendi biyografisinden ve bilinçaltından ana karakterler ve yardımcı karakterler dolayıyla itiraflar sıralamış ve Atay’ın izleri okuyucu tarafından resmen görülmüştür. Sevgi de, Atay’ın yaşamında önemli bir bölümü tutan insanlardan birinin kurgulanmış halidir. Atay, kitaplarında olduğu gibi ‘klan’ diye adlandırabileceğimiz küçük fakat fazlasıyla iç içe bir arkadaş grubu vardır. Bu arkadaş grubu içerisinde de Fikriye Gürbüz adlı kadınla klan arkadaşları sayesinde tanışır ve ilk evliliklerini bu sayede yapar fakat bir süre sonra sessizce boşanırlar. Sevgi de, Atay için Fikriye Gürbüz karakteri olarak yorumlanabilir. Hikmet Benol’un sadece günlük yaşantısında değil ayrıca arzularına ve duygularına bile benlik kavramından çıkarak yaşadığı Sevgi ile arasındaki ilişki üzerinden görülmektedir. Benol, Sevgi’yle olan ilişkisinde ona olan arzularını ve duygularını kendi sevgisine göre değil arkadaşlarının ve etrafındaki insanların Sevgi’ye karşı bakış açısına göre şekillendirir. Benol, Sevgi ile evlenmeden önce arkadaşlarıyla birlikte evlilik öncesi bir içki masasına oturur. Benol’un isteği, Sevgi’yi kendinin sevip sevmemesi değil arkadaşlarının Sevgi’yi arzulayıp arzulamadığıdır. Bunun nedeni, Benol için asıl önemli olan Sevgi’nin değeri değil metafiziksel bir değer olarak dolayımlayıcılar üzerinden Sevgi’nin değeridir. Benol’un geçmişteki izleri, kötü oyunlar oynarken artık oyunları sadece kendi benliğinden kopup rollere girerek değil, aynı zamanda taklitçi arzular besleyerek de yaşattığı görülür. Taklitçi arzular da, rekabetçi arzularla beraber harlanıp yeni düş kırıklıklarıyla birlikte sona erer ve bu bir döngü şeklinde Benol’un yaşantısında ilerler. Rekabetçi arzuların romanda ilk gözüktüğü yer, Benol’un Bilge ile arasındaki ilişki ile ilerler. Benol’un Bilge’ye karşı rekabetçi arzular doğurmasının temel iki sebebi vardır: Nazmi ve Fikret. Nazmi, Bilge’nin ilk sevgilisidir ve Bilge ile Benol pastanede ilk tanıştığında, Bilge, Nazmi ile sevgilidir. Buluşma esnasında, Nazmi fiziksel olarak her ne kadar hiç önplana çıkmasa da metafiziksel olarak ağırlığı basmaktadır ve Benol’daki rekabetçi arzuların fitilini ateşler. Bu fitili asıl harlayacak olan kişi ise Fikret’tir. Gece kulübünde Bilge’ye karşı arzular hisseden Fikret ile birlikte Hikmet kışkırtılır ve mimetik arzunun özneleri tamamlanır. Fikret’in, Nazmi’ye nazaran asıl baskın olmasının sebebi ise her ne kadar batı kültürüne karşı sevgi ve nefret kavramları birbirine karışmış olsa da Fikret’in batı kültüründen izler taşıması, kışkırtıcı etkiyi doruğa çıkarır. Benol’un rekabetçi mimetik arzusu da Fikret üzerinden tamamlanmaktadır. Bilge, Benol için en önemli kadın figürü haline gelmiştir fakat her ne kadar en önemli kadın figürü haline gelse de rekabetçi arzuların değeri zaman geçtikçe azalmakta ve arzularını yitirmektedir. Bilge’nin Hikmet için değerinin yüksek olmasının nedeni, Sevgi kadar çabuk bir şekilde teslim olmamasından kaynaklanır ve bir rekabet üzerinden doğan bir arzu ile oluşmaktadır. Elde ettiği arzuların sönmesinin temel sebebi ise, Bilge’ye ulaştığı andan kaynaklanır. Benol, tek ilişki bağlamında değil hayatta oynadığı oyunların genelinde hedeflediği amaçlara ulaştığında düş kırıklığını yaşar. Bunun sebebi, Benol’u asıl ilerleten gerekçeler, hedefe ulaşmak değil hedefe ilerlediği yoldan kaynaklanır. Benol, Bilge’yi artık elde ettiğinde ortadaki rekabet ortadan kalkar ve arzular da ortadan kaybolur. Benol’da düş kırıklığını devirdaim bir şekilde her ilişkisinde yaşar. Düş kırıklığından kurtulmak için yeni arzular taklit eden ana karakter, bu döngünün içinde kaybolur. Bilge karakteri, Atay’ın zorunlu ayrılık yaşadığı Sevin Seydi isimli sevgilisi ile benzerlik gösterir. Sevin Seydi, Londra’ya taşınmak zorunda kalır ve Atay ile Seydi arasında zorunlu ayrılık yaşanır. Atay, hem Tutunamayanlar’ı hem de Tehlikeli Oyunlar’ı Seydi adına yazmıştır. Bu yüzden, Seydi, Atay için büyük önem taşır ve Bilge karakteri Seydi adına yazılmıştır. Atay, Benol’un Sevgi’ye dair mimetik arzularını da belli bir teknik ile okuyucuya yansıtmayı başarmıştır. Benol’un iç monoloğunu ve bilinçakışını yansıttığı belli başlı hareketleri vardır. Bunlardan ilki cümleleri tekrar etmesi olarak gözlemlenebilir. Bilinçakışı ve iç monoloğu ile kendi düşüncelerine daldığı sıralarda Benol, herhangi bir olayda Sevgi aklına geliyorsa ve onu kendi iç çatışmasında bastırmaya çalışıyorsa ‘Ha-ha’ terimi ile karşımıza çıkar. ‘Ha-ha’ terimi, Benol’un bastırılmış mimetik arzularının dışa vurumudur ve eserin neredeyse her yerinde gözlemlenir. Benol, bastırılmış mimetik arzularını alaya almaya çalışarak herhangi bir arzu kaynağını arttırmaktan kaçınır. Bu şekilde Sevgi’ye karşı duygularını bastırmaya yönelir fakat onu da tamamiyle aklından çıkaramaz. Eserde Hikmet Benol’un her zaman kullandığı ‘Ha-ha' ifadesi, aynı zamanda Atay’ın leitmotiv tekniğinden yararlandığına dair bir ifadedir. ALINTI: ‘Bir yaşantıyı tam bitirmeli, hiçbir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için, yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha.’(Atay 65) Yabancılaşma, hem toplumdan soyutlanarak yaşandığı gibi hem de bireyin kendine yabancılaşması şeklinde gerçekleşebilir. Geçmiş yaşantısında çokça kötü oyunlar oynayan Benol, kendisine fazlasıyla yabancılaşırken, bir yandan da kendini toplumdan soyutlamaya yöneltir. Aynı şeklinde, Benol’un mimetik arzular oluşturması, onun arzularına karşı yabancılaştığını gösterir. Bu durumda Benol, sadece benliğinden uzaklaşarak değil, aynı zamanda arzularından da uzaklaşarak bir yabancılaşma yaşar. Sevgi, Benol’un Bilgeden önceki ilk arzulanan kişi ve ilk karısıdır. Sevgi ile Benol yaşantıları çok benzeyen iki kişidir ve Bilge’ye nazaran daha az aktif ve akademik bir bilgisi daha az olan kişi olarak gözükür. Sevgi’nin yaşantısı, Benol gibi geçmiş yaşantısında darbeler alarak gerçekleşir. Aldığı darbeler sonucunda da Benol gibi yabancılaşma yaşamış bir birey olarak görülür. Eserde, Sevgi’nin yaşantısı 18 yaş öncesi ve 18 yaş sonrası olarak ayrılır. Çocukluk döneminde anne ve babasının anlaşmazlığı ve babasının şiddete, aldatmaya gibi kötü eylemlere sahip olması ve aynı zamanda Sevgi üzerinde bir otorite baskısı oluşturması Sevgi’nin aile kavramı üzerinden bir yabancılaşmaya uğramasının ilk zamanlarıdır. Babası Süleyman Turgun Bey’in evi terk etmesiyle birlikte Sevgi, hasta annesi Leyla Nezihi Hanım ile birlikte dışarıya karşı yabancı kalır. Bununla birlikte eve gelip giden kimse olmaz ve bir birey-toplum yabancılaşması yaşanır. Onsekiz yaşına kadar annesiyle birlikte kalan Sevgi, Süleyman Turgut Bey’in eski arkadaşı Selim Bey’in evi ziyareti sonrası Selim Bey ile yakınlaşan aile, birlikte yaşamaya başlar fakat onsekiz yaşına gelen Sevgi, hasta annesinin ölümü sonrası öksüz kalır. Onsekiz yaşına kadar annesiz babasız büyüyen ve insanlardan uzak yaşam süren Sevgi, topluma yabancı bir şekilde olgunlaşır ve onsekiz yaşından itibaren Selim Bey’le birlikte hayata başlar. Onsekiz yaşında hayatına devam eden Sevgi, şans eseri yirmidört yaşında Nursel Hanım adında siyahlar giymiş bir kadın ile tanışır ve onun evine yerleşir. Nursel Hanım’ın evinde, akademik bir gelişimi olmayan Sevgi’nin yaşantısını sürdürürken neler yapabileceğine ve onun yeteneklerine Sevgi değil başkaları karar verir. Sevgi’nin kendi yaşantısını kendisinin değil başkalarının kararlarıyla sürdürmesi de Sevgi’nin kendisine yabancılaşmasına bir diğer örnek olarak gösterilebilir. Nursel Hanım ile yaşantısını sürdüren Sevgi’nin Nursel Hanım’dan başka artık kimsesi kalmamıştır. Geçmiş yaşantısındaki travmalarından ötürü Sevgi, anlaşılamadığını düşünmekte olup anlaşılabileceği bir insan arar ve o insanla birlikte toplumda bir yer edinmek değil, topluma onunla birlikte yabancılaşmak ister. ALINTI: Sevgi’nin beklediği uzun boylu prensin işi oldukça zordu; ona bütün dünyanın nimetlerini, bütün insanlardan kaçırarak vermek zorundaydı. İnsanlığın bu iki sevgiliye anlayışla davranması gerekiyordu: Herkesin, hediyesini onların önüne bıraktıktan sonra iki adım geri çekilmesi ve saygılı bir selam vererek kaybolup gitmesi şarttı. Onları görmeğe gelen bir insan, fazla heyecanlanmadan, vazgeçilmez bir yakınlık duymadan çekilip gitmeliydi. Bir süre sonra ise, Nursel Hanım sayesinde Sevgi, Hikmet ile tanışır ve evlenmeye karar verirler. Hikmet ile Sevgi, yabancılaşma üzerinde ortak özelliklere sahip her ikisi de daha önce toplumun bir kenarına itilen ve küçümsenen insanlardır. (Atay 236) Kendi evlerini zoraki oluşturan Hikmet ile Sevgi, ev yaşantısında maddi sıkıntılar geçerler ve hayatları Sevgi’nin kurduğu hayata dönüşür. İnsan kalabalığından ve aynı zamanda eşya kalabalığından uzak bir hayat süren çift, sessiz bir dünya yaratır. Lakin, bu ortam maddi olanaklardan, etraftaki insanların yargılarından ve iki yabancılaşmış insanın anlaşmazlıklarından dolayı pek huzurlu devam etmez ve biter. Sevgi ve Bilge’nin yabancılaşma teması üzerinden işlenişinin bir diğer oluştuğu yer ise Hikmet ile sevgi ve acıma kavramları üzerinden ilerler. Sevgi ve acıma kavramlarının birbiri içerisinde gelişen ilişkisinin ilk gözüktüğü yer Hikmet’in bu kavramlar üzerindeki bakış açısı üzerinden ortaya çıkar. Hikmet, acıma ile sevgi kavramlarını ilişkilendirerek sevgisiz acımaya karşı olduğunu belirtiyor. ALINTI: ‘Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım. Sevgisiz acımaya karşıyım.’(s.89) Ardından kendini gözlemci kişiliği ile izleyen Hikmet, kendisiyle olan iç çatışması ve gözlemi içerisinde kendisine merhamet duyarak bir yüzleşme yaşadığı görülür. İlişkide yaşadığı sevgi ile ayrılık sonrası kendisine yaşadığı merhamet duygusu içerisinde kendisine karşı bir yabancılaşma yaşar ve kendisine ‘H.’ şeklinde hitap eder. ALINTI: Acımayla sevgiyi böyle bir ortamın içinde karıştırdı birbirine. Bunca aydır emek vermiş olduğu düzgün giyinme alışkanlığını nasıl kaybetmişti? Yeteri kadar prova yapmamış mıydı acaba? Evlilik bir oyun değil miydi öğretmenim? (Değildi. Peki neden S. bunu H.’ye söylemişti?) Acıma ve sevgi kavramlarının irdelendirildiği bir diğer ortam ise Hikmet’in meyhanede bulunduğu zaman gerçekleşir. Hikmet, arkadaşlarıyla şans oyunları oynarken Sevgi ve Bilge’ye karşı olan hislerini şans oyunlarındaki numaralarla sembolize eder. Arzularının karışıklığı Hikmet’in duygularına yabancılaştığının da işaretidir. 8 numarasını Bilge’nin baş harfine benzeterek ve 3 numarayı Sevgi’nin baş harfine benzeterek Hikmet acıma ve sevgi arasındaki ilişkiyi irdeler. Kendisine karşı duyduğu acıma, sevgisinin önüne engel olamaz ve Sevgi’yle ayrılmasına rağmen ona karşı mimetik arzuları devam eder. ALINTI: Demek ki dalgın bir acıma düşüyor payımıza bu Bilge serüveninden. Demek ilkbaharı sevmeye hiçbir acıma engel olamıyor. Demek aslında sekiz numara kaybediyor; demek yarattığı heyecan, sadece üçe benzediği içinmiş. Şimdi kim bilir kimlerle dolaşıyorsun üç numara? Ben öyle oyunun... (Atay 130) BÖLÜM 3: HÜSAMETTİN TAMBAY VE NURHAYAT İYİCEL Hüsamettin Tambay, Hikmet’in gecekonduya geçmesiyle birlikte, kitabın ilk bölümünde Hikmet’in gördüğü kabustan uyandıktan sonra karşılaştığımız albay rolüyle bilinen yardımcı karakterdir. Hikmet’in kaldığı gecekonduda Hikmet’in dairesinin üst katında yaşar. Hikmet’in gerçek dünyadan soyutlaşıp gecekonduda kendisiyle baş başa kaldığı zamanlarda beraber gördüğümüz ve yaşantısını aktardığı kişi olarak görülür. Bu sebepten ötürü, Albay, Hikmet’in dış dünyaya karşı sığındığı gecekonduda sığındığı kişi olarak algılanır ve bir figür haline gelir. Oğuz Atay, Hikmet’in kaçtığı sembolikg ecekondu ortamında yaşayan kişiler üzerinden bir sembolizasyon oluşturur. Bu sembolizasyonu Hristiyanlık’ta bulunan kutsal üçleme üzerinden yaratır. Albay karakteri, eser içerisinde Hikmet’in düş ve gerçekliği birbirine karıştırdığı ortamda gerçekliğinden en fazla şüphe duyulan kişidir. Albay, Hikmet’in yaşamında maddesel bir yeri yoktur ve Hikmet’e yol gösterir. Bilgeliğiyle, olgunluğuyla Hikmet’in kendi benliğine ulaşmasında yardımcı olur. Albay, kutsal üçleme sembolizasyonundaki tanrıyı simgeler. Hüsamettin Tambay’ın bir albay oluşu, tanrının buyurgan niteliğine uygun bir özelliktir. Dul kadın rolüyle bilinen, Hikmet’in gecekondudaki dairesinin alt katında oturan Nurhayat İyicel adlı karakter ise kutsal üçlemedeki ‘kutsal ruh’a nazaran Meryem Ana’yı sembolize etmektedir. İsmindeki ‘nur’ ve ‘iyi’ sözcükleri kutsal simgeselliğe uygundur. Hikmet ise bu sembolizasyon içerisinde İsa’yı simgeler. ‘Tanrı'nın insanlar tarafından anlaşılamayan amacı.’ gibi bir anlam içeren Hikmet ismiyle birlikte ve hayatta tutunamayan insan profili ile birlikte toplumdaki yanlışları kendi üzerinde birleştirip kendisini olumsuz insan olarak oluşturan Hikmet Benol bu üçlemedeki dayanaktır. Gecekondudaki yaşantısında Albay ve Dul Kadın profillerini tamamen gerçek profiller olarak oluşturmayıp aynı zamanda tamamen de soyut bir halde oluşturmaz. Gerçekliklerini bir şüphe içerisinde oluşturulan bu iki ana karakter, Hikmet’in kendi yabancılaşması içerisinde gerçeklikten yabancılaşan karakterlerdir. Bilge, Benol ile tanıştığından beri Hikmet’in gecekondusunu paylaştığı dul kadın Nurhayat Hanım ve Hüsamettin Albay ile tanışmak ister. Hikmet ise Bilge’nin gerçekliğinin kurduğu hayali gecekondu ortamını bozacağından ötürü Bilgiye’yi gecekonduya getirmek istemez. Bilge’yi gecekonduya getirdiği andan itibaren ise Hikmet hem gecekondu ortamını hem de gecekonduda yaşayan Albay ve Nurhayat Hanım’ın gerçekdışılığını itiraf etmesiyle birlikte gecekondu insanları gerçeklik anlamını kaybeder. ALINTI: ‘Sana gecekonduyu ve orada yaşayan insanları gerçekdışı bir biçimde anlatan biri olarak, benden çok şey bekliyordun. Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti. Albayları ve dul kadınları içimde taşıdığım için bu yansımalar biraz gözünü kamaştırıyordu. Belki bu satırların yazarından ve onun kafasını sürekli işgal eden senden başka gerçek bir varlık yoktur ortada. (Atay 327)
Edebiyat
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
··
370 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.