Arkadaşımla kitapçıda görüp “aa hadi Schopenhauer okuyalım” dedikten sonra ismini görünce kişisel gelişim kitabı travmamı tetiklediğini ve her okumak için elime aldığımda ismini hatırlayıp geri bıraktığımı söyleyeyim önce :) ama böyle gereksiz bir önyargının Schopenhauer’ı tanımanın önünde engel olmasını istemedim tabi. Kendisinin “kotümser” ününü duyunca da işler daha da ilginçleşti.
“Duygu amaçlanmaz, dolayısıyla mutluluk amacı da beyhudedir.” gibi, kitabı okumaktan soğutan fikrime yazarın karşıt olmadığını ve bir de şöyle eklediğini gördüm: acı ve ıstırap gerçektir, mutluluksa bi yanılgı. Dolayısıyla mutluluğu hedeflemek değil acıdan kaçınmak esas alınmış. Bir diğer mutluluk anti-sempatisi oluşturan fikrim de şuydu; mutlu bir ruh hali için her şeyin dengelisi önerilir, esneklik önerilir fakat devrim yaratacak fikirler icatlar eserler melankolik bir mizaç, bazen obsesyon derecesinde katılık gerektirir. Schopenhauer bu konuya da ustalıkla değiniyor. Özellikle, evrenin bu konuda mizacı dengeleyecek nitelikte olaylar göndermesi önermesi de -kısmen katılsam da- etkileyiciydi. Mutluluğa direncime “rağmen” değil direncim olduğu “için” okumam gerekiyormuş, iyi ki de okudum. İnsan tabularını yıkmalı.