İnceleme yazarken hiçbir şekilde sırf büyük kitleye veyahutta çoğunluğa uyacağım diye o şekilde düşünmesem bile incelemelerime eklemekten hiç hoşlanmam. Bu yüzden bu incelememi yazarken de dürüst bir şekilde başlayıp dürüst bir şekilde bitireceğim. Bir itirafla başlıyorum o zaman: Bu kitaba hiçbir beklentiyle başlamadım. Yani kitabın edebi açıdan herhangi bir güzelliği olacağını düşünmüyordum. Çünkü okullarda bize Tanzimat Dönemi eserlerinin hep ilklerden oluştuğunu ve pek de edebi değerleri olmadığını, sadece "İlkler Dönemi" olduğunu ve bu yüzden önemli olduğunu öğrettiler. İlk edebi roman olan İntibah 'a da bu yüzden pek edebi değeri yüksek olmayacak bir kitapmış gibi başladım. Lakin Tanrım... Uzun zaman sonra bu kadar beni sürükleyen ve duygulandıran bir kitapla karşılaştım. Evet kitaptan film olmuş eserlerde bu duyguyu alabiliyordum ama bir kitaptan direkt olarak bu duyguları hissedebilmek gerçekten farklı bir tecrübeydi. Bu yüzden Namık Kemal 'e bir kez daha hayran kaldım demeliyim. Yalnız tek bir problemim var Namık Bey ile. Kendisi parantez içini kullanarak kitabın ortasında bize kitabın sonuyla ilgili spoiler veriyor. Yani ben çok memnundum halimden çok heyecanlı heyecanlı ilerliyordum. Bir baktım ki Namık Bey kitabın sonu ile ilgili bize alttan alttan spoiler veriyor!
İntibah , kıskançlığın, fesatlığın, gıptanın çok bulunduğu bir kitap. Aynı zamanda 1800'lü yılların sonundaki Osmanlı halkının bütünüyle bir yansıması olduğunu da es geçmemeliyim. Çünkü bu tür kitaplarda ve yazarlarda her zaman bir eleştri aramanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Ki bu eserde de zannımca o zamanın aşklarının ve aşıklarının bir eleştrisini yapmış Namık Kemal . Çünkü o zamanlar insanlar ve özellikle gençler o kadar çabuk aşık olup o kadar tabiri caizse tek bakışlarıyla körkütük bir sevdaya kapılıyorlar. Bu sevdaları için de etrafındaki herkesle arayı bozmaya, kavgaya karışmaya, darılmaya hazırlar. Baş karakterimiz Ali Bey, yazdığım kadar olmasa da, yaşlı annesiyle arasını bozmaya, doğruyu söylemesine rağmen onu sorgulamadan yargıya vardığı cariyesini dövüp sonra da satmaya kadar varıyor aşkı. Kitabı okurken bazı kısımlarda gerçekten Ali Bey'in aşkına ve sevme biçimine imrendim. Lakin kitapta bu kadar çabuk insanlar hakkında yargısız insafa varan birisi olmasına da şaşırdım kaldım.
Ali Bey, bir gün Çamlıca'da gezerken karşılaşıyor Mehpeyker'le. Aşık oluyor ona bir anda. Fakat aşık olurken Mehpeyker'in bir f*hişe olduğundan habersiz. Meğerse adı çıkmış çoktan Mehpeyker'in de, bir tek Ali Bey'e ulaşmamış. Bir gün aşklarını dolu dolu yaşarken Ali Bey ve Mehpeyker, Ali Bey arkadaşı Atıf Bey ve dayısı Mesut Bey'den Mehpeyker adına pek de hoşlanmayacağı durumlar öğrenir. Mesut Bey uyarır onu, haberin olsun mazisi uzundur onun. Lakin Ali Bey buna rağmen devam eder Mehpeyker'le. Bir gün vapurların orada ve evlerinde bütün gün Mehpeyker'i bekler lakin onu bulamaz. Yoktur Mehpeyker, o sırada eski aşığı Abdullah Efendi ile birliktedir ve geceyi onda geçirir. Bunun üzerine Ali Bey ve Mehpeyker sabahına tartışır ve ayrılırlar.
Daha sonrasında Ali Bey Mehpeyker'den daha güzel, hanımefendi ve ahlaklı bir cariye olan Dilaşub'la tanışır annesi sayesinde. Ona aşık olur bir süre sonra. Her şey tam takır ilerlerken Mehpeyker Ali Bey'in bu yeni aşkını öğrenir ve kaba tabirle kıskançlıktan kudurur diyelim :D Kafasında türlü türlü planlar yaparken bri gün hamamda Dilaşub'la karşılaşır. Arkasında iki tane beni olduğunu fark eder ve kafasında ampul yanar. Aynı kendisi Ali Bey'e yaptığı gibi, Dilaşub'da sanki Ali Bey'i aldatmış gibi Dilaşub'un benlerini kullanarak bir yazı yazar. Bunu öğrenen Ali Bey kafayı yer ve evine giderek Dilaşub'u dinlemeden onu bayılana kadar döver. Daha sonrasında bu ikinci ihanete dayanamayarak hastalanır, sonrasında da Dilaşub'u bir esirciye satar.
Mehpeyker başarmıştır. Ali Bey ve Dilaşub'u ayırmıştır. Ama daha fazla intikam ateşiyle yanıyordur. Çünkü esirciden satın aldıktan sonra kendine benzetmeye çalıştığı Dilaşub asla onun yaptığı ahlaksız işleri kabul etmez ve hiçbir erkeğe dokunmaz. BU sırada hala içindeki fırtınalar dinmeyen Mehpeyker bu derdini Abdullah Efendiye anlatır ve bunun üzerine Ali Bey'e bir suikast düzenlerler.
Suikast akşamı Dilaşub, aşık olduğu Ali Bey'in öldürüleceğini öğrenir ve koşa koşa beyinin yanına giderek ona inanması için yalvarır. Ali Bey kısa süre içerisinde Dilaşub'a inanır ve kaçarlar. Daha sonrasında Ali Bey, Dilaşub'a burada beklemesini ve kendisinin zabıta ve mahallenin halkıyla geri döneceğini söyler. Beyini beklerken üşüdüğü için onun paltosunu giyen Dilaşub, beklemektedir. Bu sırada aceleyle Ali Bey'i arayan Mehpeyker ve tuttuğu Hırvat, Ali Bey sandıkları ama aslında sadece onun paltosunu giyen Dilaşub'u sırtından bıçaklarlar. Tam o sırada geri dönen ve Dilaşub'u bulan Ali Bey bu şekilde bir ölümü kabul etmez. O sırada onları izleyen Mehpeyker ortaya çıkar ve Dilaşub'un bütün masumiyetini Ali Bey'e açıklar. Bütün gerçekleri öğrendikten sonra sinir krizi geçiren Ali Bey Mehpeyker'i yere yatırır ve onu bıçaklayarak öldürür.
Hapishaneye girip çıktıktan sonra Ali Bey, annesinin yanına defnedilen masum aşkının mezarlarını ziyaret eder ve yazdığına göre göz yaşlarıyla onların mezarlarının topraklarını nemlendirir. Zira kitabın ilk adı olan fakat sonradan değiştirilen "Son Pişmanlık" ismi çok yakışırmış. Çünkü son pişmanlık, gerçekten fayda getirmedi, getirmiyor ve getirmeyecek.
10/10.