Puan vermedi·102 syf.····Okunma: 18 Ağustos 2024 21:45 Yılanı Öldürseler eseri sonu baştan belli olan bir kısa roman (novella) fakat okur bunu bilmesine rağmen eserin sürükleyiciliğinin yok olduğunu hissetmiyor. En azından benim için böyle olmadığını ifade edebilirim. Ünlü Latin Amerikalı yazar Gabriel García Márquez'in Türkçe'ye Kırmızı Pazartesi ismiyle tercüme edilen eserini okurken de aynı heyecanı hissetmiş ve heyecanımı eser boyunca diri tutmuştum zira o eserin daha ilk cümlesinde eser boyunca ve sonunda ne olacağı ifade edilmişti yazar tarafından ama eser yine de büyüsünü yitirmemişti benim için. Yılanı Öldürseler eseri için de benzer bir durumu ifade edebilirim elbette. Dokuz yaşındaki Hasan'ın anasının katili olduğu kitabın arka yüzünde dahi yazmaktadır ama bu hakikâtin arka planı asıl mühim olandır ve onu da eser sunmaktadır bize.
Dün yaklaşık dört saatte eseri okudum ve eserin zihnimde yarattığı olgu uzun süre hatırlanacak türden. Romanın ilk baskısı 1976 yılında yapılmış ve o günün Çukurova'sının yakınında olan antik kent Anavarza'da geçen eser her ne kadar köyle sınırlandırılmış gibi gözüken bir mekâna sahipse de bu köyün -Aşağı Anavarza- toplumun bir minyatürünü sunduğu düşüncesindeyim çünkü bazı basmakalıp yargılar her ne olursa olsun bazı toplumsal düzlemlerde "güncelliğini" muhafaza etmiştir. Bu eserdeki töre cinayeti de bir nevi köyün hepsinin işlediği ve bu sayede herkesin işlediği bir cinayette kimsenin suçlu olmadığının bir anlatısı. Meşruiyet çoğunlukla toplumla elde edilmiştir tarihsel olarak ve bu yüzden Hasan "meşru" bir eylemi ifa ederek toplumsal zeminden kabul almıştır. Çoğunluğun alenen yanlış olan eylemlere meşruiyet kazandırması elbette insanlık tarihi kadar eskidir ama eseri okurken benim aklıma ilk gelen Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye Valisi olan Pontius Pilatus'un Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesini Kudüs'te halka ilan ettiği andı. Kararı duyurduğunda bir su istemiştir Yahudiye Valisi ve bu suyla ellerini yıkayıp sorumluluğu çoğunluk üzerinden meşru zemine oturtmuştur ama elbette çoğunluğun tutumu da ebediyen aynı istikamette kalmak zorunda değildir. Kalmadı da. Bu eser özelinde ise Hasan'ın mahpushaneden çıktıktan sonra tam olarak hangi ruh halinde olduğunu bilmiyoruz ama topluma görece uyum sağlamış olduğu yüzeysel de olsa ima ediliyor kanaatimce.
Eserde Yaşar Kemal'in şiirsel ve kendine özgü dilini ve Çukurova mikrokosmosundan bütün dünyaya haykırışını göreceksiniz. Görmeliyiz ki vermediğimiz bir canın alma hakkını kendimizde düşünmeyelim. Herkese iyi okumalar dilerim.