"Müslüman erkekler, müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah'ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır." Ahzab 35
Böyle bir eserini tam olarak anlamak için bazı kaidelere hakim olmak ve onlardan şüphe etmemek gerekir. Allah (cc), bütün kullarına karşı adildir. İnsan olmaktan kaynaklı olarak bireysel, ırksal, sosyo-ekonomik ya da cinsiyet açılarından farklılıklarımız mevcuttur. Bu farklılıklar ise bizlerin eşit olmasını engellemektedir. Ama zahiren oluşan bu eşitsizlik karşısında Rabbimiz adaleti ile hepimizi bir imtihana tabi tutmuştur. Bu imtihanda bir eşitlik vardır. Bu espriyi unutmamak gerekir.
Bu eserde Enis Ahmed, çıkış noktası kadınların dünyanın muhtelif yerlerinde yaşadıklarını sorunları tam anlamıyla tespit etmek ve bunlar için çözüm önerileri sunmaktır. Genel bazı değerlendirmelerinden sonra Pakistan özelinde kadın-erkek ilişkilerinde yaşanılan suçların tasnifi ve incelemesini yapar. Sonuç olarak, tespit ettiği şey Pakistan'daki Şeriat Mahkemelerinde kadınlara karşı bir zulmün olmadığıdır. Ayrıca genel olarak rapor edilen suçların çoğunluğunun kırsal kesimde yaşandığını aktarır. Bu iki tespitin değerlendirmesi önemlidir: Kadınlara şeriat mahkemelerinin varlığından dolayı zulüm yapılmamıştır ve ayrıca emperyalizm etkisi ile toplumu yapısı bozulmuştur. Bu bozulma daha çok etkisini ekonomik sıkıntıların da yaşandığı kırsal kesimde göstermiştir. Bu yaşanılan durumlar karşısında "seküler" bir mahkemenin yargılanması kadınlara yönelik suçun önüne geçilmesi için yeterli değildir.
Ayrıca bu kitabın en önemli konularından birisi de şudur: İslam tabi ki müeyyidelere sahiptir. Ama temel amacı bir toplum inşası sağlamaktır. Tazir ve hadler son noktadır. Dolayısıyla insanların iyi niyetli olmadığı bir durumda herhangi bir yargılama yöntemi mutlak adaleti sağlamak açısından yeterli olmayacaktır. Ama bir Müslüman'ın unutmaması gereken nokta şudur: Kişinin hesabı ahirete kaldığında daha çetin olacaktır.
İslam, modernist/seküler/liberal dünya görüşünün sosyal yapıya karşı olan bütün tehditlerine karşı sapasağlam durmaya devam etmektedir. Ne yazık ki; biz Müslümanların dünyanın şehvetine kapılıp onu kendi nefsimizde uygun bir yere taşıma işlerine giriştiğimizden beri "anladığımız İslam" eksik ve uyumsuz gelmektedir sosyal hayatımıza. Hatta ictihad'ın nefislere değil de; İslam'a olan hizmeti de şehvetleri dizginlemeye yetmiyor gibi.