Soruyorum size Diyarbekir, Dara, Hasankeyf, Mardin, Silvan tüm bu şehirler halen kadim ve hayran kaldığım Mezopotamya’mın kale şehirleri değil midir? İşte Dımdım Kalesi ‘de onlardan biri.. Bu kitabı benden kilometrelerce uzakta yaşayan fazlaca kıymet verdiğim o gözü kara arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. İyi ki okumuşum…
Herkes biliyor ki Mezopotamya’nın geçit vermez şehirlerinde bu coğrafyanın Kürt, Süryani, Ermeni ve bilcümle insanları sırtlarını yasladıkları dağları kale şehirlere dönüştürerek bugünlere kadar direnerek geldiler… Kutsal topraklarımız.. yerine hiçbir taşı, toprağı ve suyu koyamadığım Mezopotamya… Karış karış gezmek bile kâfi gelmiyor senin heybetini anlamaya.. Neyse konumuza dönelim yani Dımdım Kalesine..
Kitabın büyüleyici kahramanı Xanoyê Çengzêrîn yani Altın Avuçlu Xano, onun vakur heybeti ve kendi halkına karşı yapılan zulümler, savaşlar, hainliklere karşı sergilediği o mağrur duruşu hiçbir zaman aklınızdan çıkmayacak… Hayata ve hayatın içindeki benamuslara karşı nasıl bir direniş göstereceğinizi bilmiyorsanız, yönünüzü kaybetmişseniz hatta dik durmanın ne demek olduğunu unuttuysanız ivedilikle bu kitabı okuyun.. Kendimi 17. asırda o kalede yaşayan bir Kürt gibi hissettim… Ereb Şemo bana bu duyguyu fazlasıyla yaşattı satırlarında.. Kâh Xanoyê Çengzêrîn’in kederine ortak oldum onunla birlikte hüzünlendim kâh yaşadığı zaferin haklı gururuyla durup dururken böbürlendim.. Lakin bu haklı bir böbürlenişti çünkü korkusuz ve cevval Xano zaman zaman kendi halkını yine kendi halkına karşı da koruyup dirliği ve birliği sağlamak için çok mücadele vermişti..
Ezcümle içinde aşk ve ihanetinde iz sürdüğü bu kitap, bitip tükenmek bilmeyen osmanlı ve İran şahı şah Abbas’ın zulmüne bir gün olsun boyun eğmeyen Kürt halkının destanıdır …
Buradan satırlarımı okuyorsa eğer çok kıymetli arkadaşıma bu kitabı benimle tanıştırdığı için çok teşekkür ediyorum ve ona sevgilerimi iletiyorum… İyi okumalar, elinizde tuttuğunuz bu destanı okurken payeler çıkarmayı unutmayın..