Sabah sekizde başlayıp akşam yediye kadar bir solukta okuduğum enfes kitap.
Hayalindeki dünya için etrafındaki dünyanın ışıklarını söndüren bedbin ve hodgam KENAN ve öksüz ve yetim kalmış bir kız çocuğu olan LAMİA. Lamia Kenan'la birlikte olduktan sonra onun kendisini sevmediğini ve bunu kendine bir görev olarak gördüğünden onunla evlenmeye mecbur olduğunu düşünmesi üzerine tüm zorluklara ve toplumda yaftalanma pahasına evlenme teklifini kabul etmez. Kitap boyunca ne uysal bir kız diyebileceğiniz şekilde olaylar ilerlerken kendisine evlilik teklifinde bulunan binbaşıya karşı 'demek herkesin zannettiği gibi fena bir kız değilmişim' cümlesi hiç beklenmedik bir şekilde karşımıza çıkıyor. Kendini bu kadar hor görmesi kitabın başlarına atfedilerek Kenan'ın mektubuna bağlanabiliyor. Ancak karakterin bu çelişkili hali okur için sarsıcı oluyor. Kitabın başlarında Lamia, Çalıkuşu Feride'ye benzerlikleriyle (karakter ve yaşantı) dikkatimi çekti. Ancak toplumun yaşantısı, gelenek- görenekleri ve anlayışıyla karakteri de bambaşka noktalarda okuyabiliyoruz.
Kitap benim için şu cümleyle başladı.
-KENAN: 'BELKİ MESUD OLMAK İÇİN ASIL ÇARE BUDUR: SEVDAYI DUDAKLARDAN ÖTEYE BIRAKMAMAK, ZEHİR GİBİ KALBE İNMESİNE MEYDAN VERMEMEK.'
Ve yine Kenan'ın şu sözleriyle sona erdi.
'FAKAT BİR ŞAKA, BİR YALAN, BİR EĞLENCE GİBİ BAŞLAYAN BU SEVDA BİR GİZLİ ZEHİR GİBİ DUDAKLARIMDAN KALBİME İNDİ.
BEN BU ÇOCUKLA MESUD OLABİLECEKTİM. YAZIK.'
Yani kitap KENAN ve LAMİA'nın aşkını değil. Lamia'nın travmalarını anlatıyor desek çok yerinde olacak.
Okunması gereken şahane bir kitap.