Puan vermedi·204 syf.····Okunma: 26 Ağustos 2024 01:10 Suat Derviş ismini Fosforlu Cevriye ile duymuşluğum vardı fakat yazarı hiç okumamıştım. Yazarın toplumcu gerçekçi akıma mensup olduğu belirtilmiş ön sözde. Türk edebiyatı için toplumcu gerçekçi çizgide kendini kabul ettirmek kolay değil. Ben bu kitap özelinde salt toplumcu gerçekçi bir anlayışla yazıldığını söyleyemem. Evet, hikayede yoksulluğun bireylerin ve toplumun çözülmesini hızlandırmasına yer yer değinmiş olsa da kitabın büyük bir bölümü dönemin klasik aşk öykülerine benziyor.
Ben kitabın adını duyduğumda 72. Koğuş, Tatar Ramazan, Yaralısın gibi mahpusluk hikayesi bekliyordum fakat kitabı okuduktan sonra bu mahpusluğun dört duvar arasında özgürlüğünden mahrum kalmanın ötesinde bir mahpusluk olduğunu anladım. Her ne kadar Vasfi'nin hapiste geçirdiği süreçleri, cezaevi mahpusluğu güzel betimlemelerle anlatılmış olsa da yazarın şu cümlesi asıl mahpusluğu çok güzel özetliyor:
"Mahpuslar, ruhsuz kalmış kimselerdir. Bu ölü olmaktan da korkunç bir şeydi."
İnsan bir kimse, bir nesne, bir ideal uğruna bir cezaevinde mahpusluk yaşayabilir. Ancak Vasfi karakteriyle vücut bulmuş cezaevi sonrası mahpusluk çok daha kötüdür. Katil damgalı, toplum nezdinde vebalı, yabancı, geleceği belirsiz, ümitsiz bir insan için İstanbul'da sözde özgür yaşadığı mahpusluk, Ankara mahpusluğundan çok daha zordur. Tam da burada Yılmaz Güney'in şu sözleri geliyor aklıma: "Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir. Hayatı sınırlayan hapishane odur ki, ilk fırsatta yıkılmalıdır. Dünyayı daha iyi kavrayabilmek için."
Vasfi karakterini cinayete sürükleyen sürecin geri dönüşlerle anlatılması da benim Türk edebiyatında klasik eserlerde çok fazla rastlamadığım bir tarz. Bu bölümleri ayrıca beğendiğimi söylemeliyim.
Vasfi'nin mağduriyeti kadar ilgi çekici olan detay Zeynep'le oluşturulan haris, bencil karakteri. Yoksulluğun ve gelecek kaygılarının zayıf insanları yoldan çıkarabileceği ve yalnızca kendisini değil çevresini de ne kadar kirletebileceği etkileyici bir şekilde aktarılmış.
Mekanın Ankara'dan ziyade İstanbul ağırlıklı olması eserin ismiyle tezat oluştursa da Vasfi'nin yaşadıkları dikkate alınınca çok isabetli gibi duruyor.