Puan vermedi·166 syf.····Okunma: 09 Kasım 2017 23:16 Oyunun bu girizgâhı esnâsında, babam arkadaşının kulağına eğilerek, belli belirsiz tenkidî bir edâ ile: "-Birâder geçen sene aynı oyunu Hayâlî Küçük Ali Efendi'den seyrettiğimizde, oyun Hâfız Cemil Bey'in uşşâk bir şarkısıyla küşâd edilmemiş miydi?" demişti. Babamın bu davranışı da, oyun süresince buna benzer davranışları da tuhafıma gitmişti. Ben perdede Hacîvad ile Hacîvad, Karagöz ile Karagöz oluyor; Tuzsuz Bekir'inkinden Beberûhi'sine, Zenne'sinden Yahudi'sine kadar bütün tiplerle âdetâ özdeşleşiyordum. Perdede sanki yalnızca ben vardım. Buna karşılık, babamın ve arkadaşının oynanan oyunla, tiplerle hiç ilgileri yoktu. Mübârek adamlar oyun seyretmeye değil de sanki sırf Karagözcü'nün neler yaptığını gözlemeğe, keşfetmeğe ya da ef'ali ve evsâfı hakkında fikir yürütmeye gelmişlerdi. Ben ve diğer çocuklar perdedeki gölgeleri gerçeklermiş gibi kabul edip onlarla haşır neşir olurken, onlar yalnızca perdenin ardında olup bitenlerle ilgileniyorlardı.
Eve dönerken, yüzümü kızartıp, babama: "Oyunu seyretmek yerine niçin hep Karagözcü ile meşgul olduklarını" sordum. Babam: "-Biz bu oyunu çok seyrettik, evladım. Seyredilenden ziyâde bizi, asıl, oyunu oynatan cezbediyor" dedi. Ben: "-Pekiyi ama babacığım, beni niçin Karagöz cezbediyor da Karagözcü cezbetmiyor?" diye sordum. Aldığım cevap: "-Sen daha küçüksün. Hele bir akl-ı bâliğ ol! O zaman anlarsın" oldu. Ben bu cevâbı da anlamamıştım ama, bâliğ olmamış küçük aklımla, babama bu safhada başka bir sual sormamın muhâl olduğunu idrâk edemeyecek kadar da gabî değildim. Ancak, babam Karagöz yerine Karagözcü ile ilgilendiğine göre, perdenin ardında da bir şeylerin olup bittiği muhakkaktı. Pekiyi ama bunlar ne mene şeylerdi acaba? İşte o anda perdenin ardı beni de cezbetmeğe başladı. Hem de ne türlü!