Gel de Çık İşin İçinden

·
Okunma
·
Beğeni
·
270
Gösterim
Adı:
Gel de Çık İşin İçinden
Baskı tarihi:
Aralık 2013
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757663836
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kubbealtı Neşriyat
''Monsenyör tam kendisine takdim edilen yeni bir pembe şarabı içiyordu ki ben büyük bir cesaretle, ve damdan düşercesine, kendisine: ''Monsenyör' Muhammed, sizce, kendisine Allah tarafından vahyolunan bir peygamber miydi, değil miydi?'' diye sordum... Masadakilerde belirgin bir kıpırdama oldu... Monsenyör mütebessim, gözlerimin içine bakarak: ''Il l'etait bien sur. Dieu Merci qu'll l'etait.'' yani ''Tabii ki öyleydi. Allah'a hamd olsun ki öyleydi'' dedi. Sonra iki eliyle Arşövek elbisesinin göğsünden tutup, bu resmi elbisenin kendisine nasıl bir hapishane olduğunu telmih edercesine, elbisesini salladı: ''Mais que puis-je faire moi?'' yani ''Ama ben ne yapabilirim ki?'' diye ilave etti. O anda Monsenyörün vechinin aslında pek nurani olduğunu teşhis ve tesbit ettim. Kalktım; Kelime-i Şehadet'i bir başka türlü ama şek ve şüpheye mahal bırakmadan beyan ve ifade etmiş olan bu müslüman kardeşime bir ''müslüman şefkati''yle sarıldım.''
166 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Şu an bu incelemeyi yazarken gözlerimin dolu dolu olduğunu bilmenizi isterim zira Ahmed Yüksel Özemre’ nin o samimi ve sıcacık yazılarını okuduktan sonra birçok kişiyle aynı hissiyatı paylaşacağımızdan eminim.
Geçen seneydi sanırım Özemre’nin Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı kitabını okumuştum. Kitap sitesinde gördüğümde Üsküdar’a olan muhabbetimden dolayı ilgimi çekmiş, yorumlarda da beğenildiğini görüp almıştım. Önce yazarın Türkiye’ nin ilk atom mühendisi olduğunu, bir dönem Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı yaptığını ve daha pek çok ilmi yönü olduğunu öğrendiğimde oldukça şaşırmış ve kitaba olan merakım artmıştı. Kitaptaki okudukça insanı kendine bağlayan, sıcacık, samimi ve tatlı uslup, beni Özemre’ ye hayran bıraktı. Sonrasında sadece yazarı Ahmed Yüksel Özemre olduğu için bir çok kitap ekledim alışveriş listeme. İşte bu kitap da onlardan biriydi.
Kitaba başlar başlamaz sanki çok sevdiğim eski bir dostumla kavuşmuşum hissi sardı beni ve o anlattı ben diledim adeta. Kitapta ilgi çekici ve bir kısmı tasavvufi olan hikayeler mevcut. Özemre'nin kendi yaşamış olduğu olaylarla iç içe olan hikayeler bunlar.Hikayelerin birçoğu görevli olarak gittiği Cenevre, Viyana, Paris ve daha başka şehirlerde yaşadığı ilginç olaylardan oluşuyor. Kendisi bunların gerçek olup olmadığını soranlara canı sıkıldığı için “fantastik hikayeler olarak kabul edin” dediğini önsözünde söylemiş. Fakat ben kalben gerçekten yaşanmış olduklarına inanıyorum. Belki biraz kurgu ilave edilmiş olabilir ama Özemre’nin dervişmeşrep bir insan olduğu aşikar ve bu nedenle bu tip olayları yaşamış olduğuna ben inanıyorum. Sahaflar Şeyhi Muzaffer Ozak’ ın dediği gibi “ Görenedir görene, köre nedir köre ne…”
Kitabı bitirdikten sonra Özemre için internette bir araştırma yaptığımda Özemre’nin o nurani ve babacan çehresi çıktı karşıma ve ardından A’mak-ı Vehm-ü Hayal isimli hatırasında anlattığı, kalben izlediği kendi cenazesi geldi aklıma. Hemen cenaze töreninin görüntülerini bulup izledim. O güzel kalbiyle 2008 yılında veda etmiş dünyaya. Dedim ya hani en başta, işte aynen öyle çok iyi tanıdığım eski bir dostumu uğurlarcasına izledim cenazesini. Dünyadan bir Ahmed Yüksel Özemre geçmiş, iyi ki geçmiş…
166 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Oyunun bu girizgâhı esnâsında, babam arkadaşının kulağına eğilerek, belli belirsiz tenkidî bir edâ ile: "-Birâder geçen sene aynı oyunu Hayâlî Küçük Ali Efendi'den seyrettiğimizde, oyun Hâfız Cemil Bey'in uşşâk bir şarkısıyla küşâd edilmemiş miydi?" demişti. Babamın bu davranışı da, oyun süresince buna benzer davranışları da tuhafıma gitmişti. Ben perdede Hacîvad ile Hacîvad, Karagöz ile Karagöz oluyor; Tuzsuz Bekir'inkinden Beberûhi'sine, Zenne'sinden Yahudi'sine kadar bütün tiplerle âdetâ özdeşleşiyordum. Perdede sanki yalnızca ben vardım. Buna karşılık, babamın ve arkadaşının oynanan oyunla, tiplerle hiç ilgileri yoktu. Mübârek adamlar oyun seyretmeye değil de sanki sırf Karagözcü'nün neler yaptığını gözlemeğe, keşfetmeğe ya da ef'ali ve evsâfı hakkında fikir yürütmeye gelmişlerdi. Ben ve diğer çocuklar perdedeki gölgeleri gerçeklermiş gibi kabul edip onlarla haşır neşir olurken, onlar yalnızca perdenin ardında olup bitenlerle ilgileniyorlardı.
Eve dönerken, yüzümü kızartıp, babama: "Oyunu seyretmek yerine niçin hep Karagözcü ile meşgul olduklarını" sordum. Babam: "-Biz bu oyunu çok seyrettik, evladım. Seyredilenden ziyâde bizi, asıl, oyunu oynatan cezbediyor" dedi. Ben: "-Pekiyi ama babacığım, beni niçin Karagöz cezbediyor da Karagözcü cezbetmiyor?" diye sordum. Aldığım cevap: "-Sen daha küçüksün. Hele bir akl-ı bâliğ ol! O zaman anlarsın" oldu. Ben bu cevâbı da anlamamıştım ama, bâliğ olmamış küçük aklımla, babama bu safhada başka bir sual sormamın muhâl olduğunu idrâk edemeyecek kadar da gabî değildim. Ancak, babam Karagöz yerine Karagözcü ile ilgilendiğine göre, perdenin ardında da bir şeylerin olup bittiği muhakkaktı. Pekiyi ama bunlar ne mene şeylerdi acaba? İşte o anda perdenin ardı beni de cezbetmeğe başladı. Hem de ne türlü!
166 syf.
·9/10
Edebiyat, dil-gramer, hikaye, sohbet, gezi, biyografi, anı-hatırat, tasavvuf, gizem,nezaket, incelik, insanlık, akademik duruş nasıl bir arada bir kitapta olabilir derseniz alın okuyun derim.
(eksik kalanlar benim anlayışsızlığımdır özür dilerim)

Türkiye Atom Enerjisi başkanlığı yapmış merhum Ahmet Yüksel Özemre'nin bilimsel akademik hayatında ki, tasavvufi hikayelerin, öyle güzel bir üslupla edebi esere dönüşmesini ben bu kadar anlatabildim. El, elden üstündür. Okuyun, okutturunda sizde anlatın.

Okuduğunuz da eserdeki mana zenginliğini sizde göreceksiniz. Bence siz bu kitabı okuyup kendinizde içselleştirdikten sonra yeni nesillere okutup onların da anlayabilmesini sağlayabilirseniz, tarihin gizli kahramanları olur, kültür ve mana dünyamızda bir kırılma noktası yaratmış olursunuz.

Daha ne denir bilemedim.

kimi okuyana andersenden masallar olur, kimi okuyana batini manalar anlatır...

bende biraz modern mesnevi lezzeti bırakmadı değil hani...
Allah Rahmet eylesin, nur içinde yatsın değerli fikir ve bilim adamı Ahmet Yüksel Özemre, biz senden razıyız, Allah'tan senden razı olsun İnşallah.

https://www.ozemre.com
'' Evladım; ben sana ismini sordum mu? Eğer zatımı idrak edememişsen, ismimin sana ne faydası dokunur ki? Zâtı idrak edemeyene isimler yalnızca dedikodudur, dedikodu ! Sen sen ol ! Zâtı bırakıp da isimlere, cevheri bırakıp da sıfatlara takılma, e mi ! Bunun gibi dedikoduları terkedersen Hâkikat da sana olanca yalınlığıyla görünür''
Ne zaman bir segâh beste dinlesem, nedense, bulunduğum yere karşı beni bir yabancılık hissi istîlâ eder.
...
Ruhum, sanki bir "aslî vatan" özlemi içinde, derhâl tayy-ı mekâna ve tayy-ı zamana müheyyâ oluverir.

https://youtu.be/7oQbFzMzVUU
"Benim sırtımın doğru dürüst yatak yüzü gördüğü geceler hep resmi görevle yurt dışına çıktığım günlerin geceleridir. Yıllardan beri sabahları saat dört sularına kadar sürekli çalışırım. Genellikle üç veya dört saatlik uykuyla idare ederim. Otelde olduğum zamanlar altı hatta sekiz saat uyur, yılların uykusuzluğunun acısını çıkarmaya çalışırım."
Bundan ötürü muhterem okuyuculardan, bunları, yalnızca "muhayyel fantastik hikâyeler" gibi telakkî ederek okumalarını istirhâm ediyorum. Bu, onların da benim de fuzûlî yere yorulup üzülmemizi önleyecek Rahmânî bir tedbir olacaktır.
Ahmet Hâşim'den nakledildiğine göre, zâten:
"Şiirde mânâ aramak, geceyi şenlendiren bülbülü eti için avlamaya benzer..."
Ahmed Yüksel Özemre
Sayfa 7 - Kubbealtı Neşriyatı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gel de Çık İşin İçinden
Baskı tarihi:
Aralık 2013
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757663836
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kubbealtı Neşriyat
''Monsenyör tam kendisine takdim edilen yeni bir pembe şarabı içiyordu ki ben büyük bir cesaretle, ve damdan düşercesine, kendisine: ''Monsenyör' Muhammed, sizce, kendisine Allah tarafından vahyolunan bir peygamber miydi, değil miydi?'' diye sordum... Masadakilerde belirgin bir kıpırdama oldu... Monsenyör mütebessim, gözlerimin içine bakarak: ''Il l'etait bien sur. Dieu Merci qu'll l'etait.'' yani ''Tabii ki öyleydi. Allah'a hamd olsun ki öyleydi'' dedi. Sonra iki eliyle Arşövek elbisesinin göğsünden tutup, bu resmi elbisenin kendisine nasıl bir hapishane olduğunu telmih edercesine, elbisesini salladı: ''Mais que puis-je faire moi?'' yani ''Ama ben ne yapabilirim ki?'' diye ilave etti. O anda Monsenyörün vechinin aslında pek nurani olduğunu teşhis ve tesbit ettim. Kalktım; Kelime-i Şehadet'i bir başka türlü ama şek ve şüpheye mahal bırakmadan beyan ve ifade etmiş olan bu müslüman kardeşime bir ''müslüman şefkati''yle sarıldım.''

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • Selim Giritli
  • Hulya
  • İlknur Kayabaşı
  • buse
  • Feyza Özgültekin
  • Emine D
  • Hasan Zeki Alp
  • feyza
  • lazcuk
  • Elif

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0