·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ağustos 2024 02:41 ~özet~
İnsanlar teker teker beyaz bir körlük illetinin pençesine düşmeye başlarlar. Bu körlüğün bulaşıcı olduğuna hükmedilir. Bu yüzden kör olanlar ve temaslılar kullanılmayan bir akıl hastanesinde karantinaya alınırlar. Dışarıda karantinayi silahlarla kontrol altında tutmakla görevli askerler vardır, ama tek yaptıkları kendilerine doğru adım atmak suretiyle yaklaşan körlere ateş edip onları öldürmektir. Körler bu karantinada kendi kaderlerine o denli terkedilmişlerdir ki içeride yangın çıksa itfaiyenin gelip müdahale bile etmeyeceği ilan edilmiştir. Belirli aralıklarla kolilerle yetersiz miktarda gıda getirilip girişe bırakılır. İçeride yaralanan ve enfeksiyon kapan hasta olduğunda dahi dışarıdan ihtiyaç duydukları tıbbi yardımı göremezler ki bu, araba hırsızı olan bir kör, siyah gözlüklü genç bir kız olan bir başka körü taciz ettiğinde, karşılığında ondan aldığı bir topuklu ayakkabı darbesinden ötürü enfeksiyon kaptığında da tam olarak böyle oldu. Hikayenin odak noktasında göz doktoru olan bir adamın karısı vardır. Bu kadın herkesin birer birer beyaz körlüğe teslim olduğu bir dünyada gözleri görmeye devam eden tek bireydir. Karantinaya sadece kocasını yalnız bırakmamak için gelmiştir. Öyle ki kocası gözlerinin önünde siyah gözlüklü kızla seviştiğinde bile bunu hoşgörü ve şefkatle karşılar. Getireceği ağır sorumluluklardan çekindiği için kocasının da ısrarıyla gördüğünü herkesten gizlemeye çalışsa da yine de körlere yardım ve rehberlik etmekten geri duramaz. Anarşi büyür, çünkü vicdanı daha da kör olan bir grup kör, bir canavarın liderliğinde herkesin hakkı olan gıdaya el koyar ve beslenmek isteyen insanların değerli eşyalarını yiyecek karşılığında gasp eder. Kimsenin verecek bir şeyi kalmadığı noktada, sırada onurları ve haysiyetleri vardır, çünkü bu kör olmaları kötü olmalarına mani olmayan pislikler el koydukları yiyeceklerden vermeleri karşılığında başka grupların kadınlarını aşağılık zevkleri için kullanmak isterler. Yaparlar da. Hem de defalarca, zorbaca. Ta ki doktorun gözleri gören karısı kötülerin elebaşlarının gırtlağına ele geçirdiği bir makası saplayana kadar. Ortalık karışır, insanlar ölür. Yine de dışarıdaki askerlerden ses yoktur. Çünkü onlar da çoktan gitmişlerdir. Körler hastanedeki arbededen dışarıya taştıklarında fark ederler bu durumu. Orayı terk eden askerler de dahil ülkedeki herkes kör olmuştur. Sokaklar hayvan leşleri, ölü insanlar, dışkı ve her türden pisliğe batmıştır tamamen. Hükumet kör, sessiz ve namevcut. Ortalıkta zombi gibi gezinen öbek öbek körlerin tek emeli bir yerlerden bulup kursaklarına sokacakları bir lokma yiyecek ve bir yudum sudur. Kitabın ana karakterlerini oluşturan körler bu aşamada doktorun karısının önderliğinde evlerini bulup kontrol etmeye karar verirler. Neticede hepsi doktorun evinde yaşamaya karar verirler. Yaşamaya devam etmek için örgütlenmeleri gerektiğini istişare ederler. Yağmur yağar, grubun kadınları hem kendileri yıkanırlar hem de çamaşırları yıkarlar. Derken içlerinden biri görmeye başlar sevinç çığlıkları atarak. Derken ötekisi. Ve birer birer hepsi. Körlük nasıl ansızın geldiyse o şekilde, beyaz bir sis gibi ülkenin üstünden kalkmaya başlamıştır.