Öncelikle sevdiğim bir yazar olduğu için kitabı heyecanla elime aldığımı belirteyim. Hikaye enteresan. 1915 yılları Dünya Savaşı zamanı bir denizaltındayız. Dar, kapalı, karanlık, nemli ve kaçışsız bir alan. İçinde de bu gemide görevli bir ekip var. Geminin adı Tahtelbahir. Mürettebat batık bir şilep keşfediyor ve birkaçı içine bakmaya gidiyor. İçindeki herkesin tuhaf ve korkunç şekillerde öldüğünü görüyorlar. Bir sandık bulunuyor. Üstünde iki altın melek tasviri bulunan bir sandık. Bunu Tahtelbahre taşıyorlar. Aslında ganimet bulduklarına sevinirken kendi gemilerine dehşetli bir felaket taşıdıklarının farkında değiller. Yaratık, kafaya kendiliğinden saplanan çiviler, zombileşen denizciler, kan revan içinde bir can pazarı... Daha da hikeyeye girmeyeyim. Yalnız içindeki gani gani denizcilik terimi, yoğun betimleme bir ara kitabı bırakmama sebep oluyordu ki son anda tekrar elime alıp bu kez hikayenin de korku ve gerilim dolu temposunun artmasıyla bitirdim.