Herrenk Azben

Herrenk Azben
@unwo_anted
On fire...
Tiamat
Puan vermedi·160 syf.··
2026 2. kitabı
Öncelikle sevdiğim bir yazar olduğu için kitabı heyecanla elime aldığımı belirteyim. Hikaye enteresan. 1915 yılları Dünya Savaşı zamanı bir denizaltındayız. Dar, kapalı, karanlık, nemli ve kaçışsız bir alan. İçinde de bu gemide görevli bir ekip var. Geminin adı Tahtelbahir. Mürettebat batık bir şilep keşfediyor ve birkaçı içine bakmaya gidiyor. İçindeki herkesin tuhaf ve korkunç şekillerde öldüğünü görüyorlar. Bir sandık bulunuyor. Üstünde iki altın melek tasviri bulunan bir sandık. Bunu Tahtelbahre taşıyorlar. Aslında ganimet bulduklarına sevinirken kendi gemilerine dehşetli bir felaket taşıdıklarının farkında değiller. Yaratık, kafaya kendiliğinden saplanan çiviler, zombileşen denizciler, kan revan içinde bir can pazarı... Daha da hikeyeye girmeyeyim. Yalnız içindeki gani gani denizcilik terimi, yoğun betimleme bir ara kitabı bırakmama sebep oluyordu ki son anda tekrar elime alıp bu kez hikayenin de korku ve gerilim dolu temposunun artmasıyla bitirdim.
Tiamatİhsan Oktay Anar · Everest Yayınları · 20225,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kimsenin Ölmediği Bir Cinayet Öyküsü
Puan vermedi·125 syf.··
2025 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 20:52
Özet Gibi Bir Şey Üç "değişik" kardeşi sorguya alıyorlar. Karakolda işkenceyle adam konuşturan Raci'nin kaybolmasıyla ya da öldürülmüş olmasıyla bağlantılı ya da düpedüz bundan sorumlu tutuluyorlar. Memduh, babaları komisere rica ediyor, bırak onları diye. Zaten anaları da tek kelime not bırakmaya tenezzül etmeden bırakıp gitmiş bu meczupları diye. Sorgulama sırasında kendilerine has ama asla sıradan olmayan bir üslupla çileden çıkarıyorlar sorguya çeken amiri, polisi. Raci'yi nereye gömdüklerini soruyorlar üçüne de. Neydi isimleri? Çetin, İhsan ve Nizam sanırım. Yeşil ceketli bir adamdan bahsediyorlar üçü de ama nerede ya da kimdir sorularına cevap yok. Hatta güvercin hastası olan Nizam bir yer gösteriyor. Oradan önce tenekede bir güvercin ölüsü çıkıyor, sonra da daha derinde bir ton insan kemiği.. Kayıp cenazeler böylece bulunup kaldırılmak üzere ailelerine teslim ediliyor. Başka? Sonra pat diye Raci çıkıp geliyor. Meğer ölmemiş. Cinayet yok yani. Ha bu yeşil ceketli adam meğer annesinin beraber kaçtığı aşığıymış. Böyle uzun bir öykü, kısa bir romandı kendileri. Okurken olmasa da olurdu dedim ama bitirince daha iyi olduğunu düşündüm nedense.
Kimsenin Ölmediği Bir Cinayet ÖyküsüAli İpek · İletişim Yayınları · 2023277 okunma
Kuru Kız
Puan vermedi·216 syf.··
2025 1. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2025 21:37
Ayfer Tunç, neredeyse tüm kitapları okunası, özel bir yazar. Bu kitabında yazar, çirkin, dedikoducu, birörnek, fırsatçı ve açgözlü olmalarıyla bildiğimiz insanlardan başka bir insan örneğine odaklanıyor. Ona kuru kız diyor. Hem dal gibi ince ve kavak gibi uzun boyuna, hem de yaşadığı hayatın yavanlığına işaret ediyor bu ad onun. Ama o bu hayatı, bir gömleği ters yüz eder gibi değiştiriyor kimselerin fark edemediği bir gözü peklikle, alıp başını dünyanın sonuna giderek. Daha fazlası romanda sizi bekliyor. Dağınık gibi ilerleyen bir anlatım var gibi kitapta, ama asla geride kalan sayfalara dönüp hikayeyi kafanızda bütünlemek, açıklığa kavuşturmak zorunda kalmıyorsunuz.
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2024 9. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2024 02:41
~özet~ İnsanlar teker teker beyaz bir körlük illetinin pençesine düşmeye başlarlar. Bu körlüğün bulaşıcı olduğuna hükmedilir. Bu yüzden kör olanlar ve temaslılar kullanılmayan bir akıl hastanesinde karantinaya alınırlar. Dışarıda karantinayi silahlarla kontrol altında tutmakla görevli askerler vardır, ama tek yaptıkları kendilerine doğru adım atmak suretiyle yaklaşan körlere ateş edip onları öldürmektir. Körler bu karantinada kendi kaderlerine o denli terkedilmişlerdir ki içeride yangın çıksa itfaiyenin gelip müdahale bile etmeyeceği ilan edilmiştir. Belirli aralıklarla kolilerle yetersiz miktarda gıda getirilip girişe bırakılır. İçeride yaralanan ve enfeksiyon kapan hasta olduğunda dahi dışarıdan ihtiyaç duydukları tıbbi yardımı göremezler ki bu, araba hırsızı olan bir kör, siyah gözlüklü genç bir kız olan bir başka körü taciz ettiğinde, karşılığında ondan aldığı bir topuklu ayakkabı darbesinden ötürü enfeksiyon kaptığında da tam olarak böyle oldu. Hikayenin odak noktasında göz doktoru olan bir adamın karısı vardır. Bu kadın herkesin birer birer beyaz körlüğe teslim olduğu bir dünyada gözleri görmeye devam eden tek bireydir. Karantinaya sadece kocasını yalnız bırakmamak için gelmiştir. Öyle ki kocası gözlerinin önünde siyah gözlüklü kızla seviştiğinde bile bunu hoşgörü ve şefkatle karşılar. Getireceği ağır sorumluluklardan çekindiği için kocasının da ısrarıyla gördüğünü herkesten gizlemeye çalışsa da yine de körlere yardım ve rehberlik etmekten geri duramaz. Anarşi büyür, çünkü vicdanı daha da kör olan bir grup kör, bir canavarın liderliğinde herkesin hakkı olan gıdaya el koyar ve beslenmek isteyen insanların değerli eşyalarını yiyecek karşılığında gasp eder. Kimsenin verecek bir şeyi kalmadığı noktada, sırada onurları ve haysiyetleri vardır, çünkü bu kör olmaları
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2024131,9bin okunma
Ahtapotun Rüyası
Puan vermedi·224 syf.··
2024 7. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2024 23:14
Bazen hayalî unsurlarla bezeli, daha çok gençlerin zevkine uygun hafif bir fantastik eser olduğunu düşündümse de yazarın hayal gücünden ve anlatımını zenginleştiren şık ayrıntılarla karmaşık bir olay örgüsü çatarken kaleminin titrememesinden etkilendim. ~spoiler~ Kitapta iki ayrı hikaye yan yana ilerliyor neredeyse sonuna kadar. Sonunda ise aslında birbirinden ayrı olmayan bu iki hikaye birleşiyor ve bir çözüme ulaşıyor. Bir yanda kahramanımız evindeki eski bir masaya sıkışmış bir ruha aşık oluyor ve bu gizemi çözmek için bir ruh doktorundan yardım istiyor. Diğer yanda ise ölüler diyarında bir döngüye hapsolmuş, Dağkuşu isimli kahramanımız Tepegöz adlı cüce bir mahluğun yoldaşlığında kendisini ölüler diyarından çıkaracak geçide doğru zorlu bir yolculuk yapıyor. Yolunun üzerinde ruhyiyenler, Zümrüdüanka, Gulyabani, Dede Korkut ve daha başka birçok ilginç mahlukla karşılaşıyor. Dede Korkut ona öğütleriyle yol gösteriyor ve Dağkuşu onun, deniz kabuğuna kaydettiği kopuzunun ezgileriyle ruhunu teskin ediyor bu yolda. Peşinde Celbegen isimli amansız bir ruhyiyen var. Zümrüdüanka'nın sırtında Gözler Adası'na gidiyor bu geçidi bulmak için. Dağkuşu'nun emeli yaşarken yaptığı ama ne olduğunu tam olarak hatırlayamadığı büyük bir hatayı tamir ederek bu döngüyü kırmak. Bu günah yüzünden ruhunun bu karanlık ve dehşet dolu diyarda hapsolduğunu biliyor. Bu günahın da aslında pek çok günah gibi aşktan doğduğunu öğreniyoruz. Göz kamaştıran bir yiğit olan sevgilisi Basat'ı korumak ve kurtarmak için Şaman olan ailesini ve dostlarını Şaman avcılarına teslim ediyor. Onun yüzünden herkes kılıçtan geçirilerek öldürülünce sevgilisi Basat bile nefretle sırt dönüyor ona. Tabi bu savaşta yine de hem o hem de sevgilisi de ölüyorlar. Ölüler diyarında Dağkuşu'nun peşinde olan ve onu içine çekip yok
Edebiyat & Roman
Ahtapotun RüyasıBarış Müstecaplıoğlu · Doğan Kitap · 2021282 okunma