6 buçuktan 6'lık bir kitap. Tavşan
"Bu neydi şimdi?"
Kitabın kapağını kapatırken aklımda dönenen tek cümleydi.
Kitabı sevmek için gerçekten manyak bir zevke sahip olmak gerekiyor. Ben sevdim mi? Zaman zaman.
Başta sıradan bir kitapmış gibi yorumlayacağım. (Ama asla sıradan değil!)
Yazım dili, bana göre akıcı değil. Hatta amatörce bile olabilir ama farklı. Farklı olduğu için kavramak, yazarı yakalamak biraz zor. Mesela upuzun bir paragrafın içinde italik yazılarla yazan diyalogları takip etmek benim için pek keyifli değil. Sadece bu değil. Devrik cümleleri acayip seven biri, yazar. Ve bu devrik cümleleri hatta cümle olmayan cümleleri bir araya getirip anlamlı cümleler oluşturmak, biraz zor olabiliyor.
Hikaye anlatıcılığı çok farklı olduğu için buna iyi yazmış, kötü yazmış diye değerlendiremem. Böyle farklılıkları severim. Sadece daha hızlı, akıcı cümleler okumayı tercih ederdim.
Kitabı akıcı yapan şey konunun çılgınlığı ve "ne oluyor abi?" diye okutmasıydı. Sürükleyerek, sayfaları bir şekilde çevirtiyor, yazar. Bazı sayfalarda betimlediği şekiller, konular, olaylar gözümde canlanamadığı halde çevirdim sayfayı çünkü merak ettiğim, kısma geçmek istedim. Bu konuda gerçekten başarılı buldum.
Sıradan bie kitap olmadığını bilerek yapacağım yorum ise şu:
Kitapta başrol karakterimiz Samatha'nın ağzından okumanın ne demek olduğunu çok iyi yansıtmış, aslında. Bu kitabı başından sonuna kadar eroin bağımlısı birinin ağzından okumak gibi olduğunu düşündüğümde gerçekten anlamlı geldi. O devrik cümleler, konudan konuya atlayış, garip düşünceler, odak problemleri, anı yaşayamamak, her yaşananı geçmişte yaşanan bir olayı hatırlamak gibi hissetmek. Hepsi aslında çok iyi işlenmişti.
Kitabın konusu ve anlattıkları tamamen saçmalık. Saçmalıklarla dolu ancak güzel. Gerçekten komik bir durum. Okuduğuma pişman değilim ama neden okudum bu kitabı, neden böyle bir kitap var diye düşünmeden edemedim. Sonra bu abzürtlüğün yaşattığı duyguyu sevdim. Başta Gizli Tarih kitabına çok benzetmiştim ancak onu aşan bir olağandışılık ve saçmalıklar barındırıyor bu kitap. Aynı karanlık (veya toz pembelikte) kaleme alınmış ancak pek altı doldurulamamış bir kitap. Üzerine düşünülmesi gereken bir kitap gibi gelmedi bana sadece anlık etkiler peşindeydi. Anlık etkiler konusunda başarılı bir kitap olarak sayabiliriz.
Kitabı okumak istemeyen ama merak edenler için Spoilerlı özet; (bana yansıttığı kadarıyla)
Samantha, yüksek lisans programına giden bir öğrencidir. Sanat-yazarlık bölümünde okuyan yazarlık konusunda gelişmeyi amaçlayan öğrenci kendisi. Onunla aynı sınıfta birbirlerine Tavşan diyerek seslenen kızlar grubundan nefret ediyor ve onların birbirlerine samimiyetsizce gelen sevgi sözcükleri kurmasından büyük bir tiksinti duyuyor. Gözünüzde şu okulun popüler kızları ve sıradan kız hikayesi gibi canlanabilir.
Samantha, en yakın arkadaşıyla katıldığı etkinlikte Tavşanları görür. Ava, onları ilk kez görüyordur ve arkadaşının onlardan haz etmediğini bildiği için kendisi daha çok haz etmiyordur. Ava'nın Tavşanların konuşmasına kulak misafiri olduktan sonra ettikleri sohbete alaycı kıkırdaması sonucu Tavşanların dikkatleri onlara döner. Her zaman görmezden geldikleri Samantha'ya bir anda dikkat kesilirler ve ilgiyle yaklaşırlar. (Ava'yı görmezden gelirler.) Samantha ilerleyen günlerde Tavşanlardan bir not alır, notta; Tavşanların düzenlediği Müstehcen Salona davet edilir. Onlardan ne kadar nefret etse de, hayır diyemez çünkü hem meraklıdır hem de aynı sınıfta olacakları için dışlanmak istemez. Bu yüzden Ava ile vakit geçirmek yerine akşam onların yanına gider. Mühtehcen Salonda birbirlerine garip hikayeler okuyarak samimiyetsiz övgüler döktükleri, ağır kokteyller içtikleri anlar yaşanır. Samantha buna hiçbir anlama veremez, sapkın fantezilerinden oluşan hikayelere yalnızca beğendim yorumları yaparak bu ortamdan bir an önce kurtulmak ister ancak her birine takma isimler koyduğu Tavşan kızların etkisinden bir türlü kurtulamaz. Onların gözünde ezik ve korkak görünmek istemez. Gecenin garip olaylarından biri, Düşes olarak adlandırdığı tavşandı sanırım, dışarıdan bir tavşan bulmasını ister ve o tavşanı bulduktan sonra kendini evinde yatağında bulur. Gecenin geri kalanını hatırlamaz halde yatağında bulur ve penceresinde kendsine bakan bir tavşan görür.
Bu günden sonra tavşanlar ona musallat olur. Kampüste etrafını sardıkları anlar yaşanır.
Gel zaman git zaman bu tavşanların ne haltlar karıştırdıkları ortaya çıkar. O da şöyle Samatha'nın önceden aşık olduğu bir çocuğun bu Müstehcen Salona saçma bir şekilde gelmesi ve Samantha'ya duymak istemediği ama aslında Samatha'nın aklından geçenleri bağıra bağıra anlatmasıyla işler garipleşir. Ve adam bir anda çığlık çığlığa bağırmaya başlar. En sonunda kafası patlar? Gerçekten. Ciddi anlamda.
İşin aslı şu ki, bu tavşanlar, tavşanları bulup, onları zihin gücüyle patlatıp! onları insana çeviriyorlarmış. Ve bunu yeni tarz bir sanat olarak görüyorlar. Bir eser yaratıyormuş gibi tasvir ediyorlar. Bir tür ayin gibi. Tabi bu insansı şeyler tam olarak insan olamıyor hep bir şey eksik kalıyor. Mesela elleri. Bu yüzden hep eldiven takıyorlar. Ya da vücutları. Tamamen mükemmel olan bir insan yaratamıyorlar bu yüzden de onlara taslak, bebek, sevgili gibi isimler koyuyorlar. Samantha bunun aşırılığının farkında olsa da bir süre sonra onların o sapkın zihinleri tarafından ele geçiriliyor ve aylarını onlarla aynı yerlere gidip onlar gibi giyinip onlar gibi konuşarak geçiriyor. Ve bu sırada taslaklara devam ediyorlar. Bu süre de Ava ile neredeyse hiç görüşmüyorlar. Samantha dışarıdaki arkadaşlarına göre bağımlılığı olan ve o kızların tarikatına katılmış birine dönüşüyor.
Bu uyuşmuş zihinden Ava'nın ona ulaşmasıyla kurtuluyor ancak o zamanalrda yaşadıklarıyla şimdi yaşadıklarına bir türlü adapte olamıyor. Gerçekle rüyayı birbirine karıştırmış gibi bir zihne dönüşüyor. Okuyucular için de böyle oluyor çünkü Samantha'nın zihnini okuyoruz.
Bunu nasıl yaptıkları hiçbir zaman anlaşılmıyor veya neden yaptıkları. Tabi anlatması da gerekmez bu kısmı büyü deyip geçebiliriz çünkü kitap farklı bir şeyden bahsetmeye çalışıyor. Ama tam olarak neyin vurgusu yapıldı diye soracak olursanız bilmiyorum :)
Günün birinde tavşan dönüştürme sırası Samatha'ya geliyor ve bu garip tavşan kızlar onu tekrar eve çağırıyorlar, Samantha da durur mu ben ne yaşadım demeden yine onların evinde buluyor kendini ve tavşan patlatma eğlencesini kendisi de deniyor ancak olmuyor. Tavşan kaçıyor. Bahçeden yola doğru koşuyor o sırada durakta bekleyen bir adamla karşılaşıyorlar. Gerçek bir insana benziyor eldivenleri yok vücudu normal görünüyor. Samantha'nın yarattığı tavşan bu. Ama normal yaşamına devam eden birine benziyor. Kuyruğu yok, çığlık atmıyor. Hatta kızlarla alay edip otobüse binip uzaklaşıyor.
Bu sırada Ava ile yine araları bozulmuş olan Samantha, bir gün kafayı gerçekten sıyırmak üzereyken yarattığı tavşan adama rastlıyor, adı Max. Otobüste onun indiği durakta iniyor ve onun durduğu evin önünübde duruyor burası avanın evi. Öğreniyor ki Ava ve max çıkmaya başlamışlar. Ve Max gerçekten Ava'ya aşık.
Sonra bu Max'in diğer tavşanlara saldırdığı ve onları gerçek hayata döndürdükleri bir an yaşanıyor artık, birbirlerine övgüler yağdıran kızlar gitmiş içlerinden ne geçiyorsa onları söyleyen patavatsız kızlar gelmişti. Büyü bozulmuştu.
Daha sonradan öğreniyoruz ki, Samantha Max'i tavşanlardan intikam almak için yaratmış. Yani Tavşanların toz pembe hayatlarını dağıtmak için. Ve bundan kendisinin bile haberi yok aslında. İçinden bir an öyle geçmiş ve Max buna adapte olarak yaşmını sürüyor. Bir nevi Samantha'nın gölgesi gibi. Diğer yarısı gibi.
Bu olaylar olurken Max'ten uzak dur, onu ben yarattım diye uyardığı Ava'yı evde kuğu olmuş bir şekilde ölü buluyor. Sırtında bir balta. Tavşanların taslakları öldürürken kullanıkları gibi.
(Ne anlatıyorum ben?)
Yani Ava aslında gerçek değilmiş. Samantha onu yalnız olduğunu hissettiği bir gün kuğuları izlerken yaratmış ve kendi yaratığı olduğunu fark etmemiş. Kızlarda Max'in intikamını almak ve Samanth'nın paranoyaklığına son vermek için Ava'yı öldürmüşler.
Böylece Samantha ve biz okuyucular aşırılığı zirve yapmış rüyadan uyanıyoruz. (Ben hâlâ uyanamadım.)
Keşke her şey böyle bir rüya olsaydı... Ters köşe son. Herkesin kafası rahat olurdu. Yine 6 verirdim ama bu kadar uzun inceleme yazmazdım en azından. Ama maalesef bu dönüştürme olayı hala gerçekti. Hatta icadı Samanthaya ait olduğunu öğrendik.
Cidden hala kafam karışık kitap anlamsızlıklarla dolu ama okutuyor. Okumasanızda olur diyeceğim bir kitap ama allak bullak olmayı severim gibi fantezileriniz varsa okumalısınız. (Bahsetmediğim birçok detay var ama bu kadarı bile kitabın ne kadar uçuk olduğunu anlatıyor bence. Mesela Aslan'dan ve Johan'dan bahsetmedim. Bu karakterler de kitaptaki aşırılığı körükleyen noktalardan biri aslında.)