Puan vermedi·171 syf.····Okunma: 02 Eylül 2024 01:04 Varoluşumuzda kaçınamayacağımız iki olay var, doğum ve ölüm. Bu sürecin arasındaki tüm olaylara hayat diyoruz.
Hayatı düşünürken, ölüm hiç aklımıza gelmez. Ailemiz, dostlarımız, güzel ve kötü anılarımız ile birlikte; ümit ve umutlarımız, beklentilerimiz ve bazen kavuşamayacağımız düşünceler var olur hayatımız hakkında. Peki bu tüm düşüncelerden sadece ümit ve umutlarımızı çıkarttığımızda geriye ne kalır: koskocaman bir karanlık.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü’nde sıklıkla kendimi o karanlığın içinde buldum. Aslında öleceğimiz bir günün olmasına rağmen, bilmemenin ve hayaller içinde yaşamanın nasıl bir lûtuf olduğunu tekrar tekrar düşündüm. Özellikle yargılanan ve yıllar sonra affedilen insanların bu geçmiş ve ilkel ceza sisteminde; ben aslında iyi bir insanım derken her geçen gün nasıl delireceğini hissettim adeta.
Bu eser, idam isteyen ve empati kavramını sorgulayan herkesin en az bir defa okuması gereken bir eser. Şayet hiçbir şey ilk görünüşteki kadar basit değil.
“Bu şekilde ölümün gayet basit olduğunu söylüyorlar. Peki altı haftalık can çekişme ve gün boyu süren bu hırıltı neyin nesi? Bunca yavaş ve bunca hızlı akan bu telafisiz günün kaygıları da nedir? Giyotin sehpasına varan bu işkence merdiveni nedir?”